kod: 281598
نظرات: 339793 بازدید
Tarih: 19 Ocak 2017 Persembe
Serdar Gündoğdu
Hasan Sabbah ve İsmaîlilik
Biz bazı yanlış bilgilerin ortadan kalkması adına İsmailîlik hakkında efsaneler dışında objektif tarih bilgileri vermeye çalışacağız.
0 0 View 1 نظر
[+] metin Boyutu [-]

   İsmailîlik tarih boyunca çeşitli kaynaklarda ismi geçen fakat zaman geçtikçe daha gizemli hale getirilen bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Nevbahtî ve el- Kummî gibi yazarların efsaneleştirdiği İsmailîlik, sadece yazarlar katında değil halk arasında da bir efsane niteliği taşımaktadır. Efsane halini alan bu akımın gizemi günümüzde bile merakla araştırılmasına sebebiyet verirken, bunun yanında İsmailîlik hakkında yalan yanlış bilgilerinde peydah olmasına sebep olmuştur.

          Biz bazı yanlış bilgilerin ortadan kalkması adına İsmailîlik hakkında efsaneler dışında objektif tarih bilgileri vermeye çalışacağız.

           Bilindiği üzere İsmailîlik, İmam Cafer es- Sadık (a.s)’dan sonra İmamet makamının oğlu İsmail’e ait olduğunun savunanlara verilen isimdir. Bu grup İmam Musa el- Kazım (a.s)’ın İmametini kabul etmemektedirler. İsmail, İmam Sadık (a.s) hayattayken vefat etmesine rağmen bir grup insan tarafından “Kâim” ilan edilmiştir. Bazı kaynaklarda İmam Sadık (a.s)’ın İsmail’in cenazesi sırasında kefeni açarak yüzünü halka gösterdiği geçmesine rağmen bu insanların fikirlerinde değişme olmamıştır. Bu fikirleriyle velayet silsilesinden ayrılan İsmailîler bazı kaynaklarda Şii olarak gösterilseler bile ayrı bir yola saptıklarını söylemek mümkündür.

            İsmailîler tarihin akışı içinde çeşitli bölgelerde farklı isimlerle karşımıza çıkmaktadır. Bunlar arasında niteliksel farklar olmasına rağmen hedef olarak aynı özelliklere sahip olarak karşımıza çıkmaktadırlar. İsmailîler, Mısır’da İsmâilî, Bağdat, Maveraünnehir ve Gazne’de Karmatî; Kufe’de Mubarekî; Basra’da Revendî ve Burkaî; Rey’de Halefî ve Bâtınî; Gerkân, Muhammere ve Şam’da Mübeyyize; Mağrib (Kuzey Afrika)’da Saidî; Bahreyn’de Cenabî ve İsfehan’da Bâtınî olarak isimlendirilmiştir. Bunlar dışında tarihin ilerleyen dönemlerinde Ebu Müslimiyye, Hurremiye, Babekiyye, Fidaviyye, Melâhide, Karamita, Hurremdiniye, Haşşaşiye, Sabbahiye ve Bâtınîyye gibi isimlerde aldığını görmekteyiz.

            İsmailîler halk arasında Hassan Sabbah ile özdeş olmuş şekilde karşımıza çıkmaktadır. Fakat şunu belirtmek gerekir ki İsmailîler’in kurucusu Hasan Sabbah değildir. Yukarıda değindiğimiz gibi bu akın İmam Sadık (a.s) döneminde ortaya çıkmış Mısır’da kurulan Şii Fatimî Devleti döneminde iyice güç kazanmıştır. Fakat Ortadoğu topraklarında yayılma alanı bulan ve Hassan Sabbah ile özdeşleşen bu grup Fatımî halifesi Muntasır’ın büyük oğlu Nizar’ı destekleyen ve kaynaklarda ismi Nizarî İsmailîler diye geçen koludur.

Yukarıda değindiğimiz gibi Nazarî İsmailîler ya da genel anlamda İsmailîler denilince akla gelen ilk isim Hasan Sabbah olur. Şimdi tarihin gördüğü en önemli liderlerden birisi olan Hasan Sabbah hakkında daha geniş bilgiler vererek İsmailîleri daha iyi anlamaya çalışacağız.

İsmailîler ona “Seyyidina (efendimiz) Hasan” adını vermişlerdir. Fakat asıl ismi el- Hasan bin Ali bin Muhammed bin Cafer bin bin el- Hüseyin bin Muhammed es- Sabbah el- Hımyerî’dir.

 

   Köken olarak Yemenli bir aileye mensup olan Hasan Sabbah 1046-1047 yıllarında İran’ın ilim merkezi olan Kum şehrinde dünyaya gelmiştir. Hasan Sabbah daha küçük yaşlarda babasının yanında başladığı eğitim hayatına kelam, mantık, felsefe ve matematik alanlarında başlamıştır. Din adamı olma hevesiyle yaşayan Hasan Sabbah daha 7-8 yaşlarındayken din eğitimini devam ettirmek için Rey [Tahran’ın 7-8 km güney tarafından kalan Ortaçağ’ın en önemli yerleşim yerlerinden birisidir] şehrine gelmiş ve rivayetlere göre burada Ömer Hayyam ve ünlü Selçuklu veziri Nizam’ül- Mülk ile birlikte dönemin en ünlü âlimlerinden Muvvafık Nişaburî’nin derslerine katılmıştır.

   Reşidüddin Fazlullah, Camiü’t Tevarih adlı meşhur eserinde Hasan Sabbah, Ömer Hayyam ve Nizam’ül- Mülk’ün beraber eğitim aldıklarını aktarmış olmasına rağmen şahıslar arasındaki yaş farkını ve bu rivayetin sadece bu kaynakta yer almasından dolayı gerçekten uzak olduğunu düşünmekteyiz. Nitekim daha sonra yazılan kaynaklarda bu rivayeti sadece Reşidüddin’den aktarmaktadır.

   Aslen isnâaşeriyye mezhebine mensup olan Hasan 17 yaşındayken İsmailî daîsi olan Emire Zarrâb ile tanıştıktan sonra bu mezhebe dâhil olmuştur. O dönem İran bölgesi baş daîsi olan ibn Attaş kendisine dava örgütlenmesinde görev vermiştir. Hasan Sabbah’ın dava içindeki etkinliği yaklaşık 2 yıllık Mısır macerasından sonra gözle görülür şekilde ortaya çıkmıştır. İran’daki gizli faaliyetleri Selçuklu veziri Nizam’ül- Mülk’ün dikkatini çekmiş ve Hasan Sabbah’ın devlete zarar vereceğini düşünerek ortadan kaldırılmasını istemiştir. Bu dönem artan baskılar sonucunda kendisine korunaklı bir kale arayan Hasan Sabbah Kazvin bölgesine gelerek Alamut kalesine yerleşiyor.

   Hasan Sabbah Alamut kalesine yerleştikten sonra Selçuklu Devleti’nin baskıları gittikçe artmıştır. İsmailîler bunun sebebi olarak Nizam’ül- Mülk’ü görmüş ve bir suikast sonucu onu ortadan kaldırmışlardır. Hasan Sabbah öncülüğünde İsmailîler X. yüzyıl’da Selçuklu Devletinde yaşanan taht kavgaları (Berkyaruk- Muhammed Tapar arasında), Haçlı seferleri gibi önemli olayların üst üste gelmesini fırsat bilerek hızlı şekilde yayılmışlardır. Bu boşluklar sayesinde Selçuklu ordusuna ve Sultan Berkyaruk’un sarayına kadar sızmışlardır. Sırasıyla Melik şah, Berkyaruk, Muhammed Tapar ve Sultan Sencer zamanında İsmailîler üzerinde devamlı baskı uygulanmıştır. Hasan Sabbah sultan Sencer’e elçiler yollamış fakat kabul edilmemiştir. Sultan’ı dize getirmek isteyen Hasan Sabbah dehasını bir kez daha kanıtlamıştır. Sultan Sencer’in yakın adamlarından bazılarına yüklü miktarda para vererek kendi tarafına çekmeyi başarmıştır. Sultan Sencer bir gün sarhoş yatarken bu adamlardan birisi Sultan’ın başucuna bir hançer bırakır. Sabah uyandığında telaşlanan sultan olayın araştırılmasını isterken Hasan Sabbah bir elçi ile küçük bir not gönderir: “Eğer ben Sultan’ın iyiliğini düşünmeseydim, sert yere konmuş olan o bıçağı onun yumuşak göğsüne saplatırdım.”diyerek sultan’ın gözünü korkutmayı başarmıştır.

   Alamut’a yerleştikten sonra rivayetlere göre tam 35 yıl kaleden çıkmayan Hasan Sabbah zamanının büyük kısmını kitap okuyarak, ibadet ederek ve davasını yaymaya çalışarak geçirmiştir. Bağımsız olarak hüküm sürdüğü 35 yılda Şeyhü’l- Cebel (Dağın şeyhi) ve Seyyidina’dan başka unvan kullanmamıştır. Ayrıca çok iyi bir siyasetçi ve örgütçü olan Hasan Sabbah tüm Ortadoğu’ya korku salan bir askeri ve siyasi güç oluşturmuştur. Müritlerinin ahlaklı, topluma yararlı yetişmeleri için uğraşan, adaletli ve bunun yanında davası konusunda katı kuralları olan bir lider konumundaydı. Oğlu üstad Hüseyin Sabbah’ın davasına ihanet ettiğini sanarak öldürtmüş fakat sonradan oğluna iftira atıldığını öğrenmiştir. Sağlam bir kişiliğe sahip olan Hasan Sabbah hakkında söylenenlerin aksine takvalı bir dindar olarak yaşamının sürdürmüştür. Yaşamı süresince ibadetini asla bırakmamış, içki içmemiş ve kimseye de içirmemiştir. Hatta diğer oğlu Muhammed’i şarap içtiği için öldürttüğünü kaynaklardan öğrenmekteyiz.

   Horasan fedailerinden olan el- Talib yazdığı “Tarih-i İsmailiyye” adlı eserinde Hasan Sabbah’ı şöyle anlatır: “Onun zamanında hiç kimse zulüm ve kötülük yapmamıştı. Onun hakkında bütün hayırlı dualar okunurdu. Hasan Sabbah’ın lakabı Seyyidina’dır. Çok iyi görünüşlü, hoş simalı idi. Yüzü sabah güneşi gibi aydınlıktı ve parlaklık veriyordu. Onun yaşadığı günlerde her yerde fedailer çoğalmıştı. O kavmin fesat ve kötülüklerini halk arasında ber taraf ediyorlardı.”

   Bunların yanında herkesin aklındaki sorulardan biriside Hasan Sabbah’ın fedailerine afyon (uyuşturucu) verip vermediği konusudur. Hasan Sabbah’ın müritlerini afyonla uyuşturarak suikastlar düzenlediği konusu sadece Batılı kaynaklarda geçmektedir. Dönemin en önemli kaynaklarında bu konu hakkında bilgi bulunmamakla beraber Hasan Sabbah’ın fedailerini “İman” ile uyuşturduğu görüşü hâkim durumdadır. Nitekim fedailer bazen suikast yapılacak kişinin en yakınına girebilmek, güvenini sağlamak amacıyla yıllarca o şahsın yanında yaşamaktaydı. Bu kadar uzun süre afyon sayesinde kişiyi suikast’a motive etmek imkânsız gibi görülmektedir. Hasan Sabbah’ın uygulamaları ve sistemli suikastlarıyla tarih sahnesinde ilk olma özelliği taşıdığını belirtmek gerekir. 90 yıllık yaşamını bu şekilde geçiren Hasan Sabbah 23 Mayıs 1124 Cuma günü vefat eder ve Alamut yakınlarına gömülür. Fakat mezarı daha sonra Moğol istilası zamanında Moğollar tarafından yıkılmıştır.

Hasan Sabbah’ın son vasiyeti ise şu olmuştur:

“ Eğer İmam gelir, ülkesinin başına geçmek isterse onun yanında yerlerinizi alın.”

Kaynaklar:

· Farhad daftary, İsmaililer- Tarih ve Kuram, Rastlantı Yay., Ankara 2001.

· Zahide Ay, Alamut Sonrası Nizarî İsmaililiği, Önsöz Yay., İstanbul 2012.

· İsmail Kaygusuz, Hasan Sabbah ve Alamut, Su Yay., İstanbul 2016.

· Amin Maalouf, Semerkant (Roman), Yapı Kredi Yay., İstanbul 1997.

· Ayşe Atıcı Arayancan, Hasan Sabbah ve Alamut, Yeditepe Yay., İstanbul 2012.

· Faik Bulut, Hasan Sabbah Gerçeği/ Eşitlikçi Dervişan Cumhuriyetleri, Berfin Yay., İstanbul 2010.

Serdar Gündoğdu

TR.JAMNEWS

Anahtar Kelimeler
YORUMLAR
Muhammed Selçuk:

Horasan fedailerinden olan el- Talib yazdığı “Tarih-i İsmailiyye” adlı eserinde Hasan Sabbah’ı şöyle anlatır: “Onun zamanında hiç kimse zulüm ve kötülük yapmamıştı. Onun hakkında bütün hayırlı dualar okunurdu. Hasan Sabbah’ın lakabı Seyyidina’dır. Çok iyi görünüşlü, hoş simalı idi. Yüzü sabah güneşi gibi aydınlıktı ve parlaklık veriyordu. Onun yaşadığı günlerde her yerde fedailer çoğalmıştı. O kavmin fesat ve kötülüklerini halk arasında ber taraf ediyorlardı.”

رد

1

0

Name:
Email:
Comments:
YORUM GÖNDER
İSİM:
E-posta:
YORUMLAR:
GÖNDER
چاپارک
"Jam News" için tüm hakları saklıdır