SON HABERLER
 
 
kod: 282047
نظرات: 52826 بازدید
Tarih: 15 Subat 2017 Çarsamba
Murteza Akbulut
Habibullah'ın Habibesi Ve Kevseri Hz. Fatima (a.s)
Peygamber Efendimizin (s.a.a) kızı, nübüvvet bağının semeresi, Allah'ın yeryüzündeki halifesinin siper arkadaşı ve eşi, dünya kadınlarının efendisi Fatıma (s.a) gelmişti dünyaya.
0 0 View 0 نظر
[+] metin Boyutu [-]

  

   Cemaziyülâhır ayının yirmisinde, cuma günü, Hz. Muhammed'in (s.a.a) peygamberlikle görevlendirilişinin beşinci yılında,[1] Hicaz seması altında, Mekke dağlarının eteğinde, Kâbe'nin hemen yanı başında, vahiy evinde, Allah Resulü'nün (s.a.a) Kur'ân tilavetiyle nur yağdırdığı evde, meleklerin çok iyi tanıdığı ve inip kalktığı evde, Hz. Peygamber'in (s.a.a) kıldığı namazın ve okuduğu Kur'ân'ın yankılandığı ortamda, yeryüzünün gökyüzüyle birleştiği atmosferde, öksüzlerin ümit ufku olan evde, yoksulların medet umduğu evde, esirlerin sığındığı evde, Hz. Muhammed (s.a.a) ve Hatice'nin evinde, bir kız çocuğu dünyaya gözlerini açtı.


   Peygamber Efendimizin (s.a.a) kızı, nübüvvet bağının semeresi, Allah'ın yeryüzündeki halifesinin siper arkadaşı ve eşi, dünya kadınlarının efendisi Fatıma (s.a) gelmişti dünyaya. Hz. Fatıma'nın (s.a) doğumuyla birlikte, Allah Resulü'nün (s.a.a) evi daha bir sevgi ve şefkatle dolmuştu. Peygamberimizin (s.a.a) Mekke'deki acı ve sıkıntılı döneminde Fatı-ma'nın (s.a) varlığı, peygamberliğin zor günlerinin acısını dindirip acılı baba ve annenin yorgun yüzünü sabah-akşam okşayan huzur verici bir nesim gibiydi adeta. Âlemlerin efendisi Hz. Muhammed Mustafa (s.a.a), dünyaya gelen bu değerli kızının varlığıyla huzur buluyor, acılarını dindiriyor ve Hz. Fatıma (s.a) hakkında şöyle buyuruyordu:

"Benim ruhumdur; O'nu kokladıkça cennetin kokusunu alıyorum." [2]

Allah Resulü'nün (s.a.a), Fatıma (s.a.) hakkındaki buyruğuna hayret etmemek gerekir. Çünkü Fatıma (s.a), yüce Allah'ın Kur'ân-ı Kerim'de övgüyle andığı yüce insanlardan [3] biridir:

"Ancak ve ancak Allah, siz Ehlibeyt'ten her çeşit pisliği, suçu uzaklaştırmak ve sizi tam bir temizlikle tertemiz kılmayı diler." [4]

   Fatıma (s.a), Hz. Peygamber'in (s.a.a) varlık usaresidir. Hz. Fatıma'nın (s.a) bütün yaşantısı, semavî övgüye muhatap kılınmıştır ve Fatıma (s.a), Allah katındaki seçkinliğiyle kadının yüceliğini kanıtlayan örnek İslâm kadınıdır. Hz. Fatıma'nın (s.a) varlığı, semavî yüce insanların ulaştığı gibi kadının da maneviyat doruğuna ulaşabileceğini kanıtlayan en yüce kanıttır. Hz. Fatıma'nın (s.a) babası, evrenin sahibi yüce Allah tarafından: "Sen, pek yüce ahlâk üzeresin." [5] ve "(O) kendi dileğiyle söz de söylemedi. Sözü, ancak vahyedilen şeyden ibarettir." [6] şeklinde övülen ve başkaca bir vasfa ihtiyaç duymayan bir babadır.

Hz. Fatıma (s.a), nur dolu hayatının tümünü vahiy ışığında ve ilâhî eğitici bir babanın kılavuzluğuyla geçirdi. Takriben iki yaşındaydı ki, Kureyş kâfirlerinin uyguladığı ekonomik ambargo altında kaldı; babası, annesi ve diğer Müslümanlarla birlikte "Ebu Talib Deresi"nde[7] en dayanılmaz açlık ve sıkıntı hâllerine katlandı.

Hz. Fatıma (s.a), bisetin onuncu yılında ve Ebu Talib Deresi'nden kurtulduktan kısa bir süre sonra [8] - on yıllık mücadelenin zorluklarına katlanan ve ekonomik ambargonun baskısıyla daha bir çöken- aziz annesini kaybetti.

Hz. Fatıma'nın (s.a) annesini kaybetmesi çok acı ve büyük bir musibetti; ama bu, babasına daha bir sığınmasına ve onun eğitimine sıkıca sarılmasına neden olmuştu. Sekiz yaşında ve Allah Resulü'nün (s.a.a) hicretinden çok kısa bir süre sonra Peygamber (s.a.a) ailesine mensup diğer kadınların yanında ve Ali (a.s) ile birlikte Mekke'den ayrıldı ve Medine'ye gelerek yeniden babasının yanında yer aldı.[9]

Hz. Fatıma (s.a), şimdi daha farklı zorluklarla iç içe olan Allah Resulü'nün (s.a.a) Medine döneminde de babasının yanındaydı.

Uhud Savaşı sonrasında Müslümanlar, geri çekilerek dağa sığınmak zorunda kalmışlardı. Hz. Fatıma (s.a) bu haberi alır almaz Medine'den çıkarak Allah Resulü'nün (s.a.a) yanına gelmiş ve Müminlerin Emiri Ali (a.s) ile birlikte babasının yaralarını sarmıştı.[10]

Hz. Fatıma (s.a) İslâm ve Kur'ân ile büyümüştü; vahiy ve nübüvvet havasını soluyor ve bununla da iftihar ediyordu. Evlilik ve anneliği bile Hz. Fatıma'nın (s.a) hayatını, Allah Resulü'nün (s.a.a) hayatından ayırmamıştı ve evleri yan yanaydı.

Allah Resulü (s.a.a), en çok Fatıma'nın (s.a) evine giderdi; her sabah camiye gitmeden önce Fatıma'yı (s.a) görmeye giderdi.[11]

Allah Resulü'nün (s.a.a) hizmetinde olan şahıs şöyle rivayet etmektedir:

Allah Resulü (s.a.a) bir yolculuğa çıkmak istediği zaman en son görüştüğü Fatıma olurdu ve döndüğünde de herkesten önce Fatıma'yı görmeye giderdi.[12]

Allah Resulü'nün (s.a.a) mübarek ömrünün son saatlerinde de Fatıma (s.a), babasının yanı başında ağlıyordu ve babası da onun, herkesten önce kendi yanına geleceğini söyleyerek teselli veriyordu.[13]

   ▪ Hz.Fatima'nın İmam Ali İle Evlenmesinin Ayrıcalıkları

Hz. Fatıma efendimizin (Allah'ın selâmı üzerine olsun) evliliği, aşağıda belirttiğimiz hususlarda diğer evliliklerden farklılık arz etmektedir:

1- Gökte karar verilen ve Allah'ın emriyle gerçekleşen bir evliliktir.
Yerde bir bağ ve duygusal bir ilgi gerçekleşmeden önce bu evliliğe yüceler âleminde karar verilmişti.
Ömer b. Hattab'ın şu sözleri bu hususta yeterli bir kanıttır:
Cebrail indi ve dedi ki: Ey Muhammed! Allah sana kızın Fatıma'yı Ali ile evlendirmeni emrediyor. [14]
2- Yüce Allah, Hz. Peygamber'inin (s.a.a) tertemiz neslinin sadece bu mübarek evlilikle devam etmesini ön görmüştür. Nebevî zürriyetin bu iki eşin aracılığıyla sürmesini dilemiştir.
Ömer b. Hattab bu hususta da şunları söylüyor:
Resulullah'ın (s.a.a) şöyle dediğini duydum: "Benim soyum ve nesebim dışındaki bütün soylar ve nesepler kıyamet günü kesilir. Her kadının çocukları  babalarına nispet verilir. Fatıma'nın çocukları hariç. Ben onların babasıyım ve onlar bana nispet verilirler." [15]

3- Hz. Fatıma (a.s) Hz. Muhammed'in tek kızıdır ve başka da kız kardeşi yoktur.
Zeyneb, Rukiyye ve Ümmü Gülsüm'ün Hz. Muhammed'in (s.a.a) kızları oldukları şeklinde yaygın bir kanaat olmakla beraber, bu kanaat doğru değildir. Onlar Hatice'nin kız kardeşi Hale'nin kızlarıdır.
Hatice Peygamberimizle evlendiği zaman, onlar Hatice'nin evinde kalıyorlardı. Onların Peygamberimizin (s.a.a) öz kızları oldukları tarihsel olarak kanıtlanmış değildir. [16]

   ▪ İmam Ali'ye (a.s) Saadet Bahşeden Fatima

Hz. Zehra (a.s), Resulullah'tan (s.a.a) sonra, bu ümmetin istisnasız en büyük şahsiyetinin evinde yaşadı.
  Siyasal koşulların son derece hassas ve gayet tehlikeli olduğu bir dönemdi. İslâm orduları daima teyakkuz hâlindeydi. Her yıl kanlı savaşlara tutuşmak durumundaydı ve Ali (a.s) de bu savaşların çoğuna en etkin savaşcı olarak katılıyordu.

Hz. Zehra (a.s), bu müşterek hanede gerekli atmosferi, sıcaklığı ve istenen şefkati fazlasıyla oluşturuyordu. O, bu hâliyle Ali'nin (a.s) cihadına da ortak oluyordu. Çünkü bir hadiste de vurguladığı gibi: "Kadının cihadı iyi bir eş olmasıdır ." [17]

Hz. Zehra (a.s), eşini yüreklendiriyor, cesaretini ve fedakârlığını övüyordu. Gelmekte olan çatışmalar öncesinde onu güçlendiriyordu, kalbini teskin ediyor, acılarını dindiriyor, yorgunluğunu gideriyordu. İmam Ali (a.s) şöyle der:

"Fatıma'ya bakardım. Ona baktığım anda bütün kederler ve hüzünler bir anda beni terk ederdi." [18]

Fatıma (a.s), eş olmanın kendisine yüklediği görevleri eksiksiz yerine getirmeye büyük bir özen gösterirdi. Eşinin izni olmadan bir gün dahi evinden çıkmadı. Bir gün olsun ona kızmadı, evinde yalan söylemedi, ona ihanet etmedi, hiçbir emrine karşı çıkmadı. Hz. Ali (a.s) de ona aynı hürmeti gösterir, sevgisini eksik etmezdi. Ali (a.s), Fatıma'nın (a.s) yüksek makamını ve derecesini bilirdi. Bir keresinde şöyle demişti:

"Allah'a yemin ederim ki, Allah onu katına alıncaya kadar, onu hiç kızdırmadım, üzmedim. O da beni hiçbir zaman kızdırmadı, hiçbir emrime karşı çıkmadı." [19]

İmam Ali (a.s), ömrünün son demlerinde kendisine vasiyette bulunmak isteyen Fatıma'ya (a.s) hatırlatır. Hz. Fatıma (a.s) şöyle der:

"Ey amcamın oğlu! Benden yalan bir söz işittin mi? Bir ihanetimi gördün mü? Benimle beraber olduğun günden beri bir kere olsun sana karşı çıktığıma şahit oldun mu?"

Ali (a.s) şu karşılığı verir:

"Allah'a sığınırım. Sen, Allah'ı en iyi bilenlerden birisin. En çok iyilik eden, en fazla O'ndan korkan ve en çok O'ndan sakınansın. Allah'a yemin ederim ki, Resulullah'ın (s.a.a) vefatıyla başıma gelen musibeti yeniden yaşattın bana. Senin vefatın, benim seni yitirmem, büyük bir musibettir benim için. "Biz Allah'tan geldik ve O'na döneceğiz." [20]

Ebu Said el-Hudrî'den rivayet edilir:

Bir gün Ali b. Ebu Talib (a.s) acıkmış bir hâlde sabahladı. Dedi ki: "Ey Fatıma! Bana verebileceğin bir yiyecek var mı?" "Hayır." dedi: "Babama peygamberliği, sana vasiliği bahşeden Allah'a yemin ederim ki, benimle bu sabaha hiçbir yiyecek çıkmadı ve iki günden beri yediğimiz hiçbir şey yoktur. Sadece bir yiyecek vardı. Onu da, kendime ve Hasan ile Hüseyin'e tercih ederek sana vermiştim."  Ali (a.s) dedi ki: "Ey Fatıma! Bana söyleseydin ya, sizin için yiyecek bulmaya çıksaydım?" Dedi ki: "Ey Ebu'l-Hasan! Sana, güç yetiremeyeceğin bir şeyi yüklemek hususunda Allah'tan utanırım."[21]

   İslâm'ın bu model karı kocası işte böyle yaşadılar. Örnek olmak hususunda üzerlerine düşeni eksiksiz bir şekilde yerine getirdiler. Yüksek İslâm ahlâkına ilişkin birer göz kamaştırıcı örnek olarak parlak simalarıyla tarih sahnesindeki yerlerini aldılar. Nasıl olmasın ki?! Resul-i Ekrem (s.a.a), zifaf gecesi İmam Ali'ye (a.s): "Ey Ali! Ne güzel e ş tir ş u senin e ş in !" Hz. Fatıma'ya da (a.s): "Ey Fatıma ! Ne iyi kocadır şu senin kocan!" buyurmuştu.[22]

Bir keresinde de şöyle buyurmuştu :

Ali olmasaydı, Fatıma'ya denk bir koca bulunmaz-dı.[23]

Hz. Fatıma'nın Kerametlerinden

        Salebî, Kasasu'l-Enbiyâ'da, Zemahşerî, Keşşaf'da "Zekeriyya, onun yanına, mabede her girişinde orada bir rızk bulur..." [24] ayetinin tefsirinde ve Suyutî, ed-Dürrü'l-Men-sûr'da mezkur ayetin tefsirinde Ebu Ye'la vasıtasıyla Ca-bir'den şu rivayeti nakletmişlerdir: (Saleb'inin nakline göre rivayetin metni şöyledir:)

Abdullah İbn Hamid, Cabir İbn Abdullah'tan rivayet etmiştir ki:

Resulullah (s.a.a) birkaç gün yemek yemeden geçirdi. Bu durumdan meşakkate düşen Resulullah (s.a.a) (bir şey bulmak için) hanımlarının evlerinde yiyecek bir şey aradı, ama bir şey bulamadı. Bunun üzerine Fatıma'nın yanına gelip: "Kızım, yiyecek bir şeyin varsa getir yiyelim; ben açım." dedi. Fa-tıma: "Hayır, Allah'a andolsun (ki bir şey yoktur)..." diye cevap verdi. Hz. Resulullah (s.a.a) oradan ayrıldığında, Hz. Fatıma'nın komşusu iki tane ekmek ve biraz da et Hz. Fatıma'ya gönderdi. O da onları alıp bir kabın içerisine bırakıp üzerini örttü. Kendisi ve çocukları bir vâde yemeğe muhtaç olmasına rağmen: "Resulullah'ı (s.a.a) kendim ve yanımdakilere tercih edeceğim." dedi.

Sonra, Hasan ve Hüseyin'i dedeleri Resululla-h'ın (s.a.a) peşi sıra gönderdi ve Resulullah geri döndü.

Fatıma: "Çocuklarım sana feda olsun, Allah bize bir şey verdi ve ben onu senin için ayırdım." dedi. Peygamber de (s.a.a): "Getir." diye buyurdu. Onu getirip üzerini açtığında kabın (ekmek ve et ile) dolu olduğunu gördü. Gördüğüne şaşırdı ve bunun Allah'ın bereketi olduğunu anladı. Bunun için Allah'a hamdedip Peygamber'e salat getirdi.

   Peygamber (s.a.a) "Bunu nereden elde ettin?" di-ye sorunca Fatıma: "Bu, Allah'ın indinden (gelen) bir nimettir, Allah dilediğine hesapsız rızk verir." dedi. Resulullah da (s.a.a) Allah'a hamdederek şöyle buyurdu:

"Hamdolsun Allah'a ki, seni, Benî İsrail'in kadınlarının en üstününe benzetmiştir. Ona da Allah güzel bir rızk verince eğer o rızktan sorulsaydı; Bu, Allah'ın indindendir; gerçekten Allah dilediğine hesapsız rızk verir, derdi.

Sonra Resulullah (s.a.a), Ali'yi (a.s) çağırdı. O da geldi. Resulullah (s.a.a), Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin ve Peygamber'in bütün hanımları o yemekten doyuncaya kadar yediler. Ama kap yine olduğu gibi dolu kalmıştı.

Fatıma demiştir ki: "Ben o yemekten bütün komşularıma da verdim. Allah ona bereket ve kalıcı bir hayır vermişti. Kaptaki yemeğin aslı, iki tane ekmek ve bir parça etten ibaretti, geri kalanı ise Allah'ın verdiği bereket idi."[25]

(Devam Edecek )
..........................................
 Kaynakça :

[1]- Keşfu'l-Gumme, c.2, s.4; Menakıb, İbn Şehraşub, c.3, s.132; Mun-tehe'l-Âmal, s.156 (Tahran, Hüseynî Matbaası basımı); Beytü'l-Ahzan, s.4

[2]- Keşfu'l-Gumme, c.2, s.24; Biharu'l-Envar, c.43, s.4–6 ve 54; Uyu-n-u Ahbari'r-Rıza, c.1, s.116 (Tahran, Cihan Yayınları)

[3]- el-Emali, Şeyh Tusî, c.2, s.162, 172, 212 (Necef basımı)

[4]- Ahzâb Suresi, 33

[5]- Kalem Suresi, 4

[6]- Necm Suresi, 3–4

[7]- Muntehe'l-Âmal, s.63–64. Ekonomik ambargonun uygulandığı dönemde Allah Resulü'nün (s.a.a) akrabaları ve Müslümanlarla birlikte ikamet ettiği Mekke yakınındaki derenin adıdır.

[8]- Keşfu'l-Gumme, c.2, s.79–80

[9]- el-Emali, Şeyh Tusî, c.2, s.84–85

[10]- Menakıb, İbn Şehraşub, c.2, s.65; Muntehe'l-Âmal, s.78–79 (Tah-ran, Hüseynî Matbuatı basımı)

[11]- Keşfu'l-Gumme, c.2, s.13

[12]- Keşfu'l-Gumme, c.2, s.6

[13]- el-Emali, Şeyh Tusî, c.2, s.14–15

[14]- Zehairu'l-Ukba, s.41; Şerh-u Nehci'l-Belâğa, 9/193

[15]- Kenzü'l-Ummal, c.13/37586; Şerh-u Nehci'l-Belâğa, 12/106

[16]- el-İmam Ali b. Ebî Talib/Sireh ve Tarih, s.27, Şeyh Muhammed Âl-i Yasin; el-İstiğase, Ebu'l-Kasım el-Kufî (öl.: 352), s.80-82, Daru'l-Kütübi'l-İlmiyye basımı, Kum.

[17]- Vesailu'ş-Şia, 20/221, Âlu'l-Beyt Müessesesi basımı

[18]- el-Menakıb, Harezmî, s.353, en-Neşru'l-İslâmî Müessesesi

[19]- age.

[20]- Ravzatu'l-Vaizin, 1/151

[21]- Biharu'l-Envar, 43/59

[22]- age. 43/117, 132

[23]- Keşfu'l-Gumme, 1/472

[24]- Âl-i İmrân, 37.

[25]- Kasasu'l-Enbiyâ, Meclisun Fi Kıssatı Zekeriyya ve İbnihi Yahya ve Meryem ve İsa, Babun Fi Zikri Mevlidi Meryem (a.s) ve Haberi Tahririha (s.513).

Murteza Akbulut

TR.JAMNEWS

Anahtar Kelimeler
YORUMLAR

Name:
Email:
Comments:
YORUM GÖNDER
İSİM:
E-posta:
YORUMLAR:
GÖNDER
چاپارک
"Jam News" için tüm hakları saklıdır