kod: 282069
نظرات: 121 بازدید
Tarih: 17 Subat 2017 Cuma
Hüseyin Vodinalı
ABD Rusya’ya, Rusya Türkiye’ye...
ABD Rusya’ya, Rusya Türkiye’ye, Türkiye İran’a, İsrail hepsine
0 0 View 0 نظر
[+] metin Boyutu [-]
Trump ile Putin arasındaki flört dönemi kısa sürdü gibi.
 
ABD ve İsrail’deki derin devlet, önce Trump’ın Ulusal Güvenlik Başdanışmanı Mike Flynn’i yedi.
 
Sonra Trump’a, “Rusya Kırım’dan çıksın” dedirtti.
 
Kremlin, “Siz Kaliforniya’yı Meksika’ya verirseniz biz de çıkarız” dedi.
 
NATO’ya atıp tutan Trump, Baltık’taki gerilime sesini çıkartamadı.
 
Mesele İran’dı, Moskova Tahran’ı satmadı.
 
 
Trump, sadece Putin’i yakından tanıyan yeni Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’u Lavrov’a gönderebildi.
 
Putin, “NATO bizi savaşa sokmaya çalışıyor” dedi.
 
İsrail Başbakanı Netanyahu, Trump ile buluştu öncesinde.
 
Trump, Netanyahu’ya “Filistin Devleti”nden vazgeçtiğini söyledi.
 
Ama asıl mevzu İran’dı.
 
ABD, İsrail ve onların yancısı Körfez Arap ülkeleri, Trump’ın öncülüğünde, İran karşıtı koalisyon kurdu.
 
Wall Street Journal gazetesi açıkladı.
 
Gazete, Trump yönetiminin İsrail, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve Ürdün’le birlikte İran karşıtı bir askeri ittifak kurma çabasında olduğunu yazdı. (Buna belli ki Türkiye’yi de katacaklar)
 
 
REFERANDUM KIRILMASI
 
A, bir baktık Rusya PYD’yı Moskova’ya çağırdı.
 
A, bi baktık, Türkiye de İran’a tavır aldı.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan Körfez turuna çıktı.
 
Suudi Arabistan’da “Pers Milliyetçiliği”ni kınadı, yine “Katil Esad” dedi.
 
Hem İran’a, hem Suriye’ye sert tavır aldı.
 
Referandum kırılması buydu.
 
A yine bi baktık, Cumhurbaşkanı danışmanı İlnur Çevik, New York Times gazetesine “PYD’nın Fırat’ın doğusundaki yerleri aynı Barzani gibi olur bizim itirazımız olmaz” demez mi?
 
Hükümet de, “El Bab’ı bitirdik, sıra Membiç ve Rakka’da” dedi.
 
Membiç’i anladık da Rakka’ya ne oluyordu?
 
Çünkü Rakka’ya saldırmak demek, PYD’nin de içinde olduğu “Suriye Demokratik Güçleri” ve ABD ile işbirliği demekti.
 
Suudi Arabistan ve Katar ile zaten işbirliği içindeyiz.
 
Doları düşüren paralar da galiba buralardan geldi. 
 
Rusya ve İran ile Astana’daki ateşkes garantörlüğümüz de sürüyor hala.
 
Enteresan şeyler oluyor.
 
Kazakistan'ın başkenti Astana'da 2. turu tamamlanan Suriye barış görüşmelerinin sonucunda, garantör ülkeler Rusya, Türkiye ve İran'ın Suriye'deki ateşkesin izlenmesini sağlanmak için 3'lü bir görev gücü oluşturmaya karar verdiği belirtildi.
 
Astana'daki İran heyetine başkanlık eden Dışişleri Bakan Yardımcısı Hüseyin Caberi Ensari, bir ay içinde Astana-3'ün yapılabileceğini söyledi.
 
Hatta ABD’den de Astana’ya katılma sinyalleri geliyor.
 
 
İRAN’A AÇIK BİR TAVIR
 
Vatan Partisi Heyeti Pekin’de Çin yönetimine, “PKK Koridoru ve ABD Kürdistan’ı projesi”nin “Yeni İpekyolu” projesine engel olacağını anlatırken, Ankara bir yandan PYD’nin yapılanmasına yumuşar bir görüntü veriyor, diğer yandan da İran’a açıktan tavır alıyor.
 
Trump ve Pompeo ile görüşme sonrası Erdoğan’ın rotası bir anda Körfez’e yöneldi.
 
Zaten referandum kararını da bu iki görüşme sonrası imzaladı.
 
Bu noktada sözü Aydınlık yazarı Rafet Ballı’ya bırakıyorum (Aydınlık 16.02.2017):
 
“Körfez’le siyasi trafik hep ABD damgalıdır.
 
Evet: Arka plan görüntüsü hep “para”dır.
 
Fakat: Masada ABD’nin tercih ve talepleri vardır.
 
Türkiye için:
 
Motivasyon: Para.
 
Görev: İran’a karşı mevzilenmedir.
 
***
 
Körfez seyahatinde Erdoğan’ın verdiği mesajlar...
 
Karmaşıktı. Çelişkiliydi.
 
İki ayrı Erdoğan vardı adeta.
 
İlki: Asya karşısında Batının planlarını çözmüş.
 
Tespit ve teşhisleri isabetli (13.2.2017).
 
Haritalar değiştiriliyor: “Binlerce yıllık İslam medeniyetine ev sahipliği yapmış... bu topraklar ateş, kan ve gözyaşıyla yeniden dizayn ediliyor.”
 
Batının kullandığı kimlik siyaseti: “Etnik kimlik, dil, kabile, renk ve mezhep temelinde birbirlerine yabancılaştırılan Müslümanlar, Suriye’de, Irak’ta, Libya’da, Yemen’de ve daha pek çok yerde, kendi kendilerini tüketiyor.”
 
***
 
Hemen ardından ikinci Erdoğan sahne aldı.
 
Bölücülüğün adresini işaretledi kendine göre:
 
“Birileri de hem Suriye’nin, hem Irak’ın bölünmesini istiyor. Irak’ın bölünmesi çalışmalarını yapanlar da var. Oradaki mezhebi mücadele, aynı zamanda etnik mücadele. Çünkü orada da bir Fars milliyetçiliği olayı var. Bu Fars milliyetçiliği olayıyla da bir bölünme orada da söz konusu; bunların önünü kesmemiz, önünü almamız gerekiyor.” (13.2.2017-Bahreyn).
 
Maalesef: Aynen böyle.”
 
Ballı’nın yazısı yaşanan karmaşayı da özetliyor.
 
Bahçeli’nin referandum manevrasının da ne anlama geldiği netleşiyor.
 
Türkiye’nin Avrasya kararı şimdiden sulandı.
 
Rusya ve İran ile zaten var olan güvensizlik, yerini yavaş yavaş düşmanlığa bırakacak gibi gözüküyor.
 
Bakın Putin NATO’dan şikayet ederken, NATO gemileri (İspanya ve Kanada’ya ait iki savaş gemisi) Samsun’a demirledi, yani Karadeniz’e çıktı.
 
Rusya’nın en sevmediği şey, Karadeniz’de NATO gemisi görmek.
 
Bu safhadan sonra İran da, Rusya da, (eğer bu gidişat değişmez ise) hem ABD’ye, hem de Türkiye’ye daha endişeyle bakacak ve Avrasya yolu Ankara için çok daha taşlı olacak.
 
Lübnan Hizbullah’ı lideri Hasan Nasrallah, “Trump’ın ahmaklığından yararlanırız” demişti ama görünen o ki, bundan en çok İsrail ve ABD derin devleti yararlanıyor.
 
Türkiye ise yine dümeni kırık vaziyette tehlikeli sulara sürükleniyor.
odatv
Anahtar Kelimeler
YORUMLAR

Name:
Email:
Comments:
YORUM GÖNDER
İSİM:
E-posta:
YORUMLAR:
GÖNDER
چاپارک
"Jam News" için tüm hakları saklıdır