SON HABERLER
 
 
kod: 282304
نظرات: 154958 بازدید
Tarih: 5 Mart 2017 Pazar
Murteza Akbulut
Hz.Fatıma'nın Şehadet Musibeti - Özel
Sevgili Peygamberimizin (s.a.a.) hastalığı ağırlaşıp, acıları iyice artıp ölüm anı yaklaşınca, Emirü'l-Müminin Ali (a.s.) mübarek başlarını kaldırıp kucağına koydu.
0 0 View 1 نظر
[+] metin Boyutu [-]

   Hz. Peygamber'in Vefatı ve Hz.Fatıma

   Sevgili Peygamberimizin (s.a.a.) hastalığı ağırlaşıp, acıları iyice artıp ölüm anı yaklaşınca, Emirü'l-Müminin Ali (a.s.) mübarek başlarını kaldırıp kucağına koydu. Bu sırada Hz. Peygamber (s.a.a.) bayıldı. Fatıma yüzüne bakıyor, ağıtlar yakıyor, göz yaşları dökerek şöyle diyordu:

"Beyaz yüzlüdür. Yüzü hürmetine bulutlardan yağmur istenir. / Yetimlerin koruyucusu, dulların sığınağıdır."


   Hz.Resulullah (s.a.v) gözlerini açtı ve inilti şeklinde çıkan zayıf bir sesle şöyle buyurdu: "Kızım şöyle de: Muhammed sadece bir peygamberdir. Ondan önce daha nice peygamberler gelip geçti. Şimdi eğer o ölür veya öldürülürse, topuklarınızın üzerinde geri mi döneceksiniz? Kim iki topuğu üzerinde geri dönerse, bilsin ki Allah'a hiçbir zarar vermez. Allah şükredenleri ödüllendirecektir." [1]

   Fatıma (s.a.) uzun uzun ağladı. Hz. Peygamber (s.a.a), yaklaşması anlamında işaret etti. Fatıma'ya gizlice bir şeyler fısıldadı. Bunun üzerine az önce ağlayan Fatıma'nın yüzü sevinçten parladı.

 Enes'in şöyle dediği rivayet edilir: Peygamberimizin (s.a.a.) vefat ettiği son hastalığı esnasında Fatıma (s.a.) yanında oğulları Hasan ve Hüseyin (a.s.) olduğu hâlde, Hz. Peygamber'in (s.a.a.) yanına geldi. Peygamber'in (s.a.a.) üzerine kapandı ve ağlamaya başladı. Peygamber (s.a.a.) ona dedi ki:

   Ey Fatıma! Benim için ağlama. Dövünme, yüzünü tırmalama. Benim için saçını başını yolma. Ah-u figan edip vaveyla koparma. Allah'a sığınarak teselli bul.

Ardından ağladı ve şunları söyledi:

Allah'ım! Ehlibeyt'im sana emanettir. Allah'ım! Bunlar, sana ve müminlere bıraktığım emanettirler.

   Hz. Fatıma'nın (a.s) Evine Saldırı

   İmam Ali (a.s.), Ebu Bekir'e biat etmeyi reddetti ve egemen düzene karşı olduğunu ilân etti. Bununla dünyaya şunu ilân etmiş oluyordu: Resulullah'tan (s.a.a) sonra ilk İslâm'ı seçen bu adamın karşı çıktığı mevcut hilâfet rejimi, Resulullah'ın (s.a.a.) gerçek hilâfetini temsil etmiyor. Nitekim Fatıma (a.s) da aynı şeyi yaptı. O da bu muhalefetiyle dünyaya şu mesajı veriyordu: Peygamberlerinin (s.a.a.) kızı, onlara öfkelidir; bu rejime boyun eğmiyordur. Şu hâlde egemen düzen, meşruiyetten yoksundur. Öte yandan İmam Ali (a.s.), şer'î hakkı gasp edenlere karşı pasif bir cihat başlattı. Muhacir ve ensarın seçkinlerinden bir grup da İmam'ın (a.s.) yanında yer aldılar. Bunlar Hz. Peygamber'in (s.a.a) faziletlerine işaret ettiği kimselerdi. Ki aynı zamanda olayların gerçek yüzünü de idrak edebilecek basirete sahiptiler:

   Abbas b. Abdulmuttalib, Ammar b. Yasir, Ebuzer el-Gıfarî, Selman-ı Farisî, Mikdad b. Esved, Huzeyme Zu'ş-Şeha-deteyn, Ubade b. Samit, Huzeyfe b. Yeman, Sehl b. Hüneyf, Osman b. Hüneyf, Ebu Eyyub el-Ensarî… gibi.

Estirilen terör havası ve gürültüler bunları etkisi altına alamamıştı ve bu yiğitler istikametlerini bozmamışlardı. Hilâfeti ele geçiren grubun, başta Ömer b. Hattab'ın tehditleri bunları korkutmamıştı. Ebu Bekir'e biat etmeye karşı çıkan sahabelerden bazıları, Ebu Bekir'le tartıştılar. Mescitte ve başka yerlerde aralarında sert konuşmalar oldu. İktidarın tehditlerine aldırmıyorlardı.

   Oysa birçok insan bu tehditlerden sonra sinmiş, duygularını bastırmış, konjonktüre uyarak bir kenarda pısmışlardı. Daha sonra bazıları, akılları başlarına gelince hatalarını anlamış, alelacele verdikleri karardan, düşünmeden Ebu Bekir'e biat etmekten pişman olmuşlardı. İktidar grubunun Ehl-i Beyt'e karşı açık bir düşmanlık sergilemeleri, onların akıllarını başlarına getirmişti.

   Medine çevresinde yaşayan, Esed, Fezare, Benî Hanife... gibi bazı mümin aşiretler vardı. Bunlar, Gadir günü (Gadir-i Hum) biatine tanık olan aşiretlerdi. O gün Resulullah (s.a.a), kendisinden sonraki müminlerin emiri olarak Ali (a.s) adına biat almıştı. Bunlar aradan çok zaman geçmeden, Hz. Peygamber'in (s.a.a) vefat edip yüce dostun katına çıktığını, Ebu Bekir'e biat edildiğini ve Ebu Bekir'in hilâfet makamına kurulduğunu duydular. Bu olay karşısında dehşete kapıldılar. Ebu Bekir'e biat etmeyi topluca reddettiler. [2] Gayri meşru bildikleri yeni yönetime zekât vermeyi kabul etmediler. Ortalığın pustan, dumandan kurtulmasına kadar bekleme kararı aldılar. Bu aşiretler İslâm'a bağlılıklarını sürdürüyor, namaz kılıyor ve bütün İslâmî şiarları uyguluyorlardı.

   Fakat iktidar grubu, mevcut yönetim açısından büyük bir tehlike arz eden bu gibi tutumlara bir sınır koymanın uygun olacağını düşündü. İmam Ali'nin (a.s) ve eşinin muhalefeti sürdükçe de bu gibi tutumlar devam edecekti. İmam Ali (a.s) ve eşi Fatıma (a.s), İslâm devleti (!) için bir iç tehlike olarak görülüyordu.
   Bu aşamada Ebu Bekir ve yardımcıları, kendilerini ve yönetimlerini saran büyük tehlikeyi fark ettiler. Bu muhalif akımı durdurmayacak olurlarsa, muhalefet dalgası gittikçe büyüyecek ve iktidarlarını yerle bir edecekti. Muhalefetin başı Ali b. Ebu Talib'i (a.s), Ebu Bekir'e biat etmeye zorlamaktan başka çare yoktu.

Bazı tarihçiler şöyle anlatıyor: [3] Ömer b. Hattab, Ebu Bekir'e gelip şöyle dedi:

  Sana biat etmekten kaçınan bu adamdan neden biat almıyorsun? Be adam! Ali sana biat etmedikçe hiçbir şey yapamazsın! Çağır, gelip sana biat etsin.

Bunun üzerine Ebu Bekir, Kunfuz'u, Emirü'l-Müminin'e (a.s) gönderdi: "Resulullah'ın halifesinin çağrısına uy." dedi. Ali (a.s) şu karşılığı verdi:

Ne çabuk Resulullah adına yalan söylemeye başladınız?

Kunfuz geri döndü ve İmam Ali'nin (a.s) sözlerini Ebu Bekir'e iletti. Ebu Bekir uzun süre ağladı. Ömer bir kez daha söyledi:

"Bu adamın, sana biat etmesini geciktirme. Ebu Bekir Kunfuz'a şöyle dedi: "Ona bir kez daha git ve 'Resulullah'ın (s.a.a) halifesi, kendisine biat etmen için seni çağırıyor.' de."

Kunfuz, Ali'nin yanına geldi ve kendisine söylenenleri tekrarladı. Ali (a.s) sesini yükselterek şöyle dedi:

Subhanallah! Bu adam, kendisine ait olmayan bir yetki iddiasında bulunuyor.

   Kunfuz bir kez daha geri döndü ve Ali'nin sözlerini aktardı. Ebu Bekir uzun uzun ağladı. Ömer: "Kalk." dedi, "O adama gidiyoruz." Ebu Bekir, Ömer, Osman, Halid b. Velid, Muğire b. Şu'be, Ebu Ubeyde b. Cerrah ve Ebu Huzeyfe'nin azatlısı Sâlim kalkıp Ali'nin (a.s) evine gittiler. Fatıma (a.s), izni olmadan hiç kimsenin evine girmeyeceğini sanıyordu. Fatıma'nın evinin kapısına gelince kapıyı çaldılar. Hz. Fatıma (a.s) onların seslerini duyunca yüksek sesle şunları söyledi:

"Babacığım! Ya Resulallah! Senden sonra, İbn Hattab'dan ve Ebu Kuhafe'nin oğlundan neler çektik! Sizin gibi, çok kötü davranışlar sergileyen bir kavmi hatırlamıyorum. Siz değil misiniz ki, Resulullah'ın cenazesini elimizde bırakarak, halifelik işini aranızda halledenler? Bu konuda bize danışmadınız ve bizim hiçbir hakkımızı vermediniz."

Kapıdakiler Fatıma'nın (a.s.) bu sözlerini duyunca ağlayarak geri çekildiler. Kalpleri parçalanacak, ciğerleri yırtılacak gibi oldu. Ama Ömer yanında birkaç kişiyle orada kaldı. Ömer, odun isteyerek avazı çıktığı kadar bağırdı:

Ömer'in canı elinde olan Allah'a yemin ederim ki, ya çıkarsınız ya da evi içindekilerle birlikte ateşe veririm.

Orada bulunanlardan bazıları: "Ey Eba Hafs! İçinde Fatıma var!" dediler. "Evet." dedi, "İçinde Fatıma olsa da…" [4]

Hz. Fatıma (a.s) kapının arkasında durdu ve kapı önünde bekleyenlere seslendi:

   Yazıklar olsun sana Ömer! Allah'a ve Resulü'ne karşı bu cüret nereden geliyor? Yoksa sen Allah Resulü'nün neslini dünyadan kesmeyi, zürriyetini yok etmeyi ve Allah'ın nurunu söndürmeyi mi istiyorsun? Ama unutma, Allah nurunu tamamlayacaktır.

Ömer kapıyı tekmelemeye başladı. Fatıma (a.s), hicaba riayet etmek maksadıyla kapı ile duvar arasına saklandı. Evin içine girdiler. Bu sırada kapı ile duvar arasına sıkışan Fatıma (a.s) karnındaki bebeğini düşürdü.

Hep birlikte, yatağında oturan Emirü'l-Müminin Ali'nin üzerine çullandılar. Elbiselerinden tutarak yaka paça sürükleyip Sakife'ye götürmeye başladılar. Fatıma (a.s), kocasını götürmelerine engel olmaya çalıştı ve şöyle dedi:

"Allah'a yemin ederim ki, amcamın oğlunu zulmederek sürüklemenize izin vermeyeceğim. Yazıklar olsun size! Biz Ehl-i Beyt'le ilgili olarak ne çabuk Allah'a ve Resulü'ne ihanet ettiniz? Oysa Resulullah (s.a.a) bize tâbi olmanızı, bizi sevmenizi ve bize sarılmanızı tavsiye etmişti."

Ömer, Kunfuza: "Buna vur." dedi. Kunfuz, Fatıma'ya bir kırbaç vurdu. Kırbaç bir pazubant gibi Fatıma'nın (a.s) kolunda belirgin bir şişkinlik oluşturdu. [5]

İmam'ı (a.s) evden çıkararak Ebu Bekir'in meclisinin kurulduğu Sakife'ye kadar sürüklediler. Onlar onu yaka paça çekiştirip götürürken İmam (a.s) sağa sola bakıyor ve şöyle sesleniyordu:

"Ah Hamza! Bugün bir Hamza'm yok benim. Ah Cafer! Bugün bir Cafer'im yok benim."

Onu sürüklerlerken, kardeşinin ve amcasının oğlunun (Resulullah'ın -s.a.a.) mezarının yanından geçmişlerdi. Şöyle seslendi:

"Ey anamın oğlu! Bu toplum, beni zayıf düşürdü. Neredeyse beni öldürecekler."[6]

Adiy b. Hatem'in şöyle dediği rivayet edilir:

   Allah'a yemin ederim ki, hayatımda Ali b. Ebu Ta-lib'e acıdığım kadar hiç kimseye acımadım. Elbisesinden tutup yerde süründürerek Ebu Bekir'e götürmüş ve "Biat et!" diyorlardı. Ali: "Ya biat etmesem ne olacak?" diyor, Ömer de: "Allah'a yemin ederim ki, o za-man senin boynunu vururum." cevabını veriyordu. Ali: "O takdirde, Allah'a yemin ederim ki, Allah'ın kulunu ve Resulullah'ın kardeşini öldürmüş olursunuz." diyor, Ömer: "Allah'ın kulunu evet, ama Resulullah'ın kardeşini değil." diye cevap veriyordu. Ali de bütün bunlara şu karşılığı veriyordu: "Siz, Resulullah'ın, beni kardeşi olarak ilân ettiğini inkâr mı ediyorsunuz?"

İmam (a.s) ile iktidar grubu arasında sert konuşmalar oluyordu.

Tam bu sırada Fatıma efendimiz (a.s) yetişti. Oğulları Hasan ve Hüseyin'in (a.s) elinden tutmuştu. Haşimî kadınlarından tek kişi kalmamış, hepsi Fatıma ile birlikte evlerinden çıkıp gelmişlerdi. Dışarısı kaynıyordu. Bir velveledir gidiyordu. Fatıma (a.s) şunları söyledi:

"Bırakın amcamın oğlunu! Bırakın kocamı! Allah'a yemin ederim ki, başımı açar, babamın gömleğini başıma sarar ve size beddua ederim. Bilirsiniz, Salih Peygamber'in devesi, Allah katında benden daha değerli değildir. Onun yavrusu da Allah katında benim oğullarımdan daha değerli değildir. [7]

Ayyâşî'nin aktardığı bir rivayette Fatıma'nın (a.s) şöyle dediği belirtiliyor:

Ey Ebu Bekir! Beni dul, evlâtlarımı da yetim mi bırakmak istiyorsun? Allah'a yemin ederim ki, eğer onu bırakmazsanız, saçlarımı açar, bağrımı yırtar, babamın kabrinin başına gidip Rabbime seslenirim.

Bunları dedikten sonra Hasan ve Hüseyin'in elinden tutarak Resulullah'ın (s.a.a) kabrine doğru yürüdü. Bunun üzerine sağdan-soldan insanlar Ebu Bekir'e seslenmeye başladılar: "Ne yapmak istiyorsun? Bu ümmetin başına azap inmesini mi istiyorsun?"

Fatıma (a.s) Resulullah'ın (s.a.a) tertemiz kabrinin başına doğru gitti. Aslında orada olup bitenleri gören, fakat cismâni olarak gaip olan babasından yardım istedi:

Babacığım! Ya Resulallah! Senden sonra İbn Hat-tab ve Ebu Kuhafe'nin oğlu bize neler yaptılar!

Fatıma'nın (a.s) bu sözleri, bütün kalplerin hüzün olmasına ve bütün gözlerin yaş dökmesine neden oldu.

 Hz. Fatıma'nın Şahadeti

Allah Resulü'nün (s.a.a) vefatından sonra Hz. Fatıma'nın (s.a.) kalbi birçok acıların baskısı altında kalmıştı; hayatı zehir ve çekilmez olmuştu artık. Bir yandan derinden sevgi beslediği yüce babasının ayrılığı çekilmez olmuştu, diğer yandan da komplocuların, Müminlerin Emiri Ali'nin (a.s) hakkı olan halifeliği gasp etme bağlamındaki davranışları Hz. Zehra'nın (s.a) mutahhar ruh ve bedenine darbe indirmekteydi.



İşte bunlar ve de anmak istemediğimiz diğer acılar, Hz. Fatıma'yı (s.a) ağlar ve üzgün kılmıştı. Bazen Allah Resulü'nün (s.a.a) kabrini ziyarete giderek hüngür hüngür ağlardı,[8] bazen de diğer şehitlerin mezarları başında gözlerinden yaş akıtırdı.[9] Bu süre zarfında evinde yaptığı tek şey ağlamak ve yas tutmaktan ibaretti.

Artık Medine halkı, Hz. Fatıma'nın (s.a) bu ağlamalarına dayanamaz olmuştu. Bunun üzerine Müminlerin Emiri Ali (a.s), Hz. Fatıma (s.a) için Baki mezarlığında, "Beytü'l-Ahzan (Hüzünler Evi)" olarak anılan çardağı kurmak zorunda kalmıştı.

Hz. Zehra (s.a), her gün erkenden Hasan (a.s) ve Hüseyin'i (a.s) de yanına alarak oraya gidiyor ve akşama kadar kabirlerin arasında ağlıyordu. Akşam olduğunda ise Müminlerin Emiri İmam Ali (a.s) gidip onları eve getirirdi. Hz. Fatıma (s.a.) hastalanıp yatağa düşene kadar bu durum devam etti.[10]

Hz. Fatıma (s.a), Allah Resulü'nün (s.a.a.) firakında öylesine üzülüyordu ki babasından bir iz taşıyan her şey onu ağlatmaya ve takatini tüketmeye yetiyordu.

Yüce Peygamberimizin (s.a.a) müezzini Bilal, Allah Resulü'nden (s.a.a.) sonra başkaları için ezan okumamaya karar vermişti.

Hz. Fatıma (s.a) bir gün: "Babamın müezzininin sesini duymayı çok özledim." demişti. Bilal bunu duymuş ve Hz. Zehra'nın (s.a) ihtiramına ezana durmuştu.

"Allahu Ekber, Allahu Ekber" nidasını duyan Hz. Zehra (s.a), gözyaşlarına engel olamamıştı.

"Eşhedu enne Muhammeden Resulullah" nidasını duyduğunda ise feryat ederek baygın düşmüştü.

Hz. Zehra'nın (s.a.) dünyadan göçtüğünü düşünen oradaki insanlar Bilal'den ezanı kesmesini istemişlerdi. Bunun üzerine Bilal ezana devam etmemişti.

Hz. Zehra (s.a) kendine geldiğinde Bilal'den, ezana devam etmesini istediyse de, Bilal bunu kabullenmekten sakınmış ve şöyle demişti:

Ey kadınların hanımefendisi! Size bir zarar gelmesinden korkuyor ve hayatınızdan endişe ediyorum.[11]

Hz. Zehra (s.a), bu üzüntüler ve kendisine indirilen darbeler sonucu ayakta duramayacak kadar tükendi ve yatağa düştü.

Sonunda da Hicret'in on birinci yılında ve cemaziyülevvel ayının on üçünde veya cemaziyülâhır ayının üçünde -Allah Resulü'nün (s.a.a) vefatından 75 veya 95 gün sonra- dünyadan göçtü ve bu şahadetiyle de Şiîlerinin kalplerini ebedî bir hüzne boğdu.[12]

Hz. Fatıma'nın Kendi Vefatını Bildirmesi

 Ahmed İbn Hanbel, Ümmü Selma'dan şöyle rivayet eder:

Hz. Fatıma'nın vefatıyla sonuçlanan hastalığı döneminde ben, onun bakımını üstlenmiştim. Bir gün onun durumu diğer günlere nispet iyi idi. Hz. Ali (a.s) da işlerinden dolayı evden ayrılmıştı.

Bana şöyle dedi: "Yıkanmam için su hazırla." Ben su hazırladım ve döktüm; o da güzel bir şekilde kendisini yıkadı. Sonra: "Benim yeni elbiselerimi getir." dedi ve ben getirdim. Sonra: "Benim yatağımı evin ortasına ser." dedi ve ben söylediğini yaptım. Ve o elini yüzünün altına koyup kıbleye yönelerek yatağa uzandı. Sonra da: "Ey cariye, ben şimdi vefat edeceğim; ve ben yıkanmışım (kendimi pâk etmişim); kimse benim üzerimi açmasın." (Bunu söyledikten) Sonra dünyadan göçtü. Sonra Hz. Ali (a.s) geldi ve ben ona olayı anlattım."[13]

Fatıma'nın Ahiret Yolculuğundan Önceki Son Saatleri

   Hz. Fatıma, can verdiği gün bütünüyle yatağa düşmüştü. Bir deri, bir kemik kalmıştı. Babasını rüyasında görmüş, ona şöyle demişti: "Kızım! Bana gel. Seni çok özledim." Ardından şöyle demişti: "Bu akşam yanıma geleceksin!…"

   Uykusundan uyandı, ahiret yolculuğunun hazırlıklarına başladı. Doğru sözlü ve söyledikleri doğrulanan ve "Beni rüyada gören gerçekten görmüştür." diyen babasından yolculuğa çıkacağını duymuştu. Şu hâlde haberin doğruluğundan kuşkulanmaya, tereddüt etmeye gerek yoktu.

   Gözlerini açtı. Bütün gücünü topladı. Ölüm öncesi son silkiniş sürecini yaşıyordu belki de. Gerekli hazırlıkları yapmak için ayağa kalktı. Hayatının bu son anlarını ganimet bildi. Hz. Zehra duvara tutunarak evin su bulunan tarafına doğru yürüdü. Titrek elleriyle çocuklarının elbiselerini yıkadı. Sonra çocuklarını çağırdı, başlarını yıkadı. Bu sırada Hz. Ali eve girdi. Sevgili eşinin hasta yatağından kalktığını, ev işlerini yapmaya başladığını gördü. O’na bakınca yüreği sızladı. Fatıma, sağlıklı zamanlarında bile kendisini yoran ağır işlere bu hâldeyken yeniden koşmuş olduğuna yüreği dayanamadı. Sağlığı bozulduğu hâlde, bu ağır işleri yapmaya kalkmasının sebebini sormasında şaşılacak bir şey yoktu elbette. Fatıma da büyük bir açıklıkla, bu günün, hayatının son günü olduğunu, çocuklarının başlarını ve elbiselerini yıkamak için kalktığını söyledi. Çünkü bu günden sonra anneleri olmayacak, yetim kalacaklar. Hz. Ali, bu haberin kaynağını sordu, Fatıma gördüğü rüyayı anlattı. Fatıma bizzat kendisi, hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde kendi ölüm haberini eşine vermiş oluyordu.

İbn Abbas, Fatıma'nın yazılı bir vasiyetini rivayet etmiştir ve bu rivayette şöyle deniyor:

   Bu, Resulullah'ın (s.a.v) kızı Fatıma'nın vasiyetidir. O bu vasiyette bulunurken Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın kulu ve resulü olduğuna, cennetin ve cehennemin hak olduğuna, kıyamet gününün gelmesinde şüphe bulunmadığına ve Allah'ın kabirlerde bulunan herkesi dirilteceğine şahitlik etmektedir. Ey Ali! Ben, Muhammed'in kızı Fatıma'yım. Allah beni seninle evlendirdi ki, dünya ve ahirette senin olayım. Sen başkalarından daha çok bana yakınsın. Na'şımın üzerine kâfur dök, beni yıka ve geceleyin beni kefenle. Namazımı kıl ve cenazemi geceleyin defnet. Hiç kimse bilmesin. Seni Allah'a emanet ediyorum ve çocuklarıma selâm söyle kıyamete kadar.

Hayatının Son Anları 

   Hz. Fatımatü'z-Zehra hizmetcisi Esma'dan başka kimsenin yanında olmadığı son saatinde evin ortasına serili yatağına yöneldi ve yüzünü kıbleye çevirerek yatağa uzandı. Söylendiğine göre, Fatıma kızları Zeyneb ve Ümmü Gülsüm'ü Haşimoğulları'ndan bir kadının evine gönderir ki, annelerinin ölümünü görmesinler. O, bunları, kızlarına duyduğu şefkatin, merhametin gereği olarak yapıyordu ki, ölüm musibetinin o ağır etkisinden korunsunlar.

   Hz. Ali, Hasan ve Hüseyin (aleyhimusselam ) o sırada evin dışındaydılar. Belki de o sırada zorunlu olarak ve belli bir maksada binaen dışarı çıkmışlardı.

   Esma'dan rivayet edilir ki, Fatımatü'z-Zehra son nefesini vermek üzereyken Esma'ya şöyle dedi: "Resulullah (s.a.a.) vefat ederken Cebrail cennetten kâfur getirmişti. Resulullah bu kâfuru üç kısma ayırdı; bir kısmını kendisi için, bir kısmını Ali için ve bir kısmını da benim için..." Sonra şöyle dedi: "Ey Esma! Babamın falan yerde bulunan kâfurunun geri kalanını getir ve başımın ucuna koy."

Esma kâfuru getirip başının ucuna koydu. Sonra, namaz kılmak için abdest alırken Esma'ya şöyle dedi: "Sürdüğüm kokuyu getir. Namaz kılarken giydiğim elbiselerimi getir."

Sonra abdest aldı. Örtüyü üzerine serdi ve şöyle dedi: "Biraz bekle, sonra beni çağır. Cevap verdiysem bir şey yok demektir. Ama cevap vermediysem, bil ki babamın yanına gitmişim. O zaman hemen Ali'yi çağır."

Esma seslendi, cevap vermedi. Yüzündeki örtüyü kaldırdı. Fatıma, hayattan ayrılmıştı. Üzerine kapandı, bir yandan öpüyor, bir yandan da şöyle diyordu:

Ey Fatıma! Baban Resulullah'ın (s.a.v) yanına gittiğin zaman Esma bint-i Umeys'ten selâm söyle.


 Kaynaklar:

 
[1]- Âl-i İmrân, 144


[2]- Tarihu'l-Umem ve'l-Müluk, Taberî, 4/61, Daru'l-Fikr baskısı

[3]- bk. el-İmame ve's-Siyase, İbn Kuteybe, s.29-30

[4]- el-İmame ve's-Siyase, İbn Kuteybe, s.29-30

[5]- Mir'atu'l-Ukul, 5/320

[6]- A'râf Suresi: 150.

[7]- el-İhticac, Tabersî, 1/222

[8]- Beytü'l-Ahzan, Muhaddis Kummî, s.137; Muntehe'l-Âmal, s.163; Kenz'ül Fevâid, Keracekî, s.360

[9]- Beytü'l-Ahzan, Muhaddis Kummî, s.141; Muntehe'l-Âmal, s.164; el-Emali, Şeyh Saduk, s.121; Keşfu'l-Gumme, c.2, s.60

[10]- Biharu'l-Envar, c.43, s.177–178; Beytü'l-Ahzan, Muhaddis Kum-mî, s.138

[11]- Biharu'l-Envar, c.43, s.157; Beytü'l-Ahzan, Muhaddis Kummî, s.140–141

[12]- Bu bölümü, özetleyerek ve bazı konulara asla değinmeyerek sunduk. Aslında bu bölümde işlemediğimiz yürek parçalayan ve aynı zamanda da yapıcı ve eğitici olan çok önemli bazı olaylar vuku bulmuştur. Bunlar, başlıklar hâlinde şöyle sıralanabilir:

Hz. Zehra'nın (s.a) evinin kapısının yakılması, insanları aydınlatmak ve velâyet harimini savunmak için Mescidü'n-Nebi'ye (s.a.a) gidip konuşma yapması, Fedek olayı ve Birinci Halife'yle tartışması; vasiyeti, şahadetinin nasıl gerçekleştiği, şahadetinden sonra gerçekleşen olaylar…

Bu konularda bilgi edinmek isteyenler, Muhaddis Kummî'nin Bey-tü'l-Ahzan adlı eseriyle benzeri kitaplara müracaat edebilirler.

[13]- Müsned-i Ahmed, Hadisu Ümmi Selma (r.a), Hadis: 27068 (c.6, s.461).

Murteza Akbulut 

TR.JAMNEWS

 

YORUMLAR
Tahsin Aydın:

Allah Resulü'nün (s.a.a) vefatından sonra Hz. Fatıma'nın (s.a.) kalbi birçok acıların baskısı altında kalmıştı; hayatı zehir ve çekilmez olmuştu artık. Bir yandan derinden sevgi beslediği yüce babasının ayrılığı çekilmez olmuştu, diğer yandan da komplocuların, Müminlerin Emiri Ali'nin (a.s) hakkı olan halifeliği gasp etme bağlamındaki davranışları Hz. Zehra'nın (s.a) mutahhar ruh ve bedenine darbe indirmekteydi.

رد

1

1

Name:
Email:
Comments:
YORUM GÖNDER
İSİM:
E-posta:
YORUMLAR:
GÖNDER
چاپارک
"Jam News" için tüm hakları saklıdır