kod: 282637
نظرات: 18 بازدید
Tarih: 17 Mart 2017 Cuma
Mümtaz İdil
Referandumlardan hep bu sonuç çıkıyor
18 Şubat 1943’te, Berlin meydanında dünyanın ilk ve en ilginç referandumu gerçekleşiyordu...
0 0 View 0 نظر
[+] metin Boyutu [-]
18 Şubat 1943’te, Berlin meydanında dünyanın ilk ve en ilginç referandumu gerçekleşiyordu. Bildiğimiz referandumlardan farklıydı bu belki, ama yine de referandumdu. Zira Hitler’in propaganda bakanı Joseph Goebbels, meydanda toplanan halka sözlü referandum oylatıyordu.
 
“Korkmayın” diyordu Goebbels o konuşmasında. “Savaş uzamayacak, emin olun. Daha da kısalacak, çünkü en radikal savaş en kısa olandır.”
 
Ve hemen ardından soruyordu:
 
“Führer’in inandığı gibi topyekün savaşın Alman silahlı kuvvetleri tarafından kazanılacağına inanıyor musunuz?”
 
Onbinleri aşan kalabalık hep bir ağızdan bağırıyordu: “Evet!”
 
Goebbel meydan referandumunun ikinci sorusuna geçiyordu ardından:
 
 
“İngilizler, Alman ulusunun savaş istemediğini ve hükümetin topyekun savaş politikasını desteklemediklerini iddia ediyorlar. Soruyorum: Topyekun savaş istiyor musunuz?”
 
“Evet!”
 
“Gerektiğinde hayal ettiğinizden daha büyük ve çaplı radikal bir savaş istiyor musunuz?”
 
“Evet!”
 
“Führerimizi ulusumuzun önüne bir bayrak gibi takip ederek, büyük bir kararlılıkla savaşmaya, zafer bizim olana kadar omuz omuza durmaya razı mısınız?”
 
“Evet!”
 
“Soruyorum: İyi günde veya kötü günde, sonunda ok büyük sıkıntıları sırtlanmak bile olsa Führer’i takip etmeye kararlı mısınız?”
 
“Evet!”
 
Oysa tam o sıralarda, yani 1943 yılının Şubat ayının hemen başında Hitler’in orduları 23 Ağustos 1942’de başlattıkları Rusya seferinin sonuna gelmiş, 2 Şubat 1943’te Stalingrad önlerinde perişan olmuş, dağılmıştı.
 
Goebbels, geride kalan ve savaş kabiliyeti olmayan halktan yeni bir ordu yaratmaya  çalışıyordu.
 
Sözlü “referandum” bunun içindi.
 
Oysa, Nazi Partisi 1934 yılında Alman Parlamentosu’nda çoğunluğu ele geçirince, partinin lideri Hitler cumhurbaşkanlığı ile başbakanlık makamlarının birleştirilmesini talep etmiş ve bu anayasa değişikliğini referanduma götürmüştü.
 
Bildiğimiz anlamda “referandumu” on yıla yakın bir süre önce yapmıştı.
 
Halk oylaması pusulasında sorulan soru şuydu: “Cumhurbaşkanlığı makamı, başbakanlık makamı ile birleştirilmiştir. Cumhurbaşkanının tüm yetkileri ile başbakanlığın yetkileri führer ve şansölye Adolf Hitler’e verilmiştir. Vekilini kendisi atayacak olann Hitler için Alman halkı bu yasa ile önerilen düzenlemeyi onaylıyor mu?”
 
19 Ağustos 1934’te Hitler referanduma gitti ve sorulan sorunun karşığını yüzde 90’a yakın “evet” oyu ile aldı (yüzde 89.93).
 
...ve bildiğiniz gibi dünya 55 milyon insan kaybetti.
 
Oysa, kağıt üzerinde Hitler’in referanduma ihtiyacı yoktu. Zaten tüm yetkileri üzerinde toplamıştı, ama oturduğu koltuğu “meşrulaştırmak” adına referanduma gitmeye razı olmuştu.
 
Aslında bu tam anlamıyla referandum değil de “plesibit” sayılırdı. Referandum ile plesibit arasındaki en önemli fark, referandumda birkaç madde ile halkın görüşü sorulurken, plesibitte tek bir soru soruluyordu.
 
Ama yine herkesin bildiği gibi AKP hiçbir referanduma tek maddelik soru ile gitmedi. Bir çok maddeyi halkın oyuna sunarak “şark” kurnazlığı yapıldı. Asıl amaç gizlenip, vitrine halkın hoşuna gideceği bilinen maddeler konuldu.
 
Ama o maddeler ya hayata geçirilmedi ya da hayata geçirilmesi hiçbir şeyi değiştirmedi.
 
Kıta Avrupa’sında gerçekten halkın karar vermesi gereken konularda yapılan referandumlar (İspanya’nın bölünmesi, İngiltere’nin AB üyeliği gibi) hariç tutulursa, referandum tarihine bakıldığında hep “tek adam” yönetimi için yapılan bir girişim olduğu görülür.
 
EKONOMİK ÇÖKÜNTÜ
 
Fransız siyaset bilimcisi Maurice Duverger, “Diktatörlük Üzerine” adlı eserinde, Hitler’in “referandum” ile başbakanlık ve cumhurbaşkanlığını birleştirmesini ve tüm yetkileri üzerinde toplamasını şöyle açıklar: “Hitler cezaevinden istediği ünü yapmış bir adam olarak çıkmıştı. Almanya’da bunalım devam ediyordu. “Ekonomik çöküntü ve işsizliğin büyümesi Komünist Parti’nin gücünü ve patronların korkusunu arttırmıştı.Orta sınıflar kendi meşruiyetlerinin uyuşmazlığı içndeydi ve bunun için de Hitler’in düşünceleri çekici geliyordu. Bozgun ve ulusal onurun kaybıyla ilgileri bulunduğu düşünülen 1919’un demokratik Alman kuruluşları, ükenin büyük çoğunluğunca reddediliyordu. Yapılanlar zaten 1914 öncesi Almanya’sının otoriter ve askeri geleneklerine de uymamaktaydı.”
 
Aynı eserinde Duverger, bu koşulların Hitler’i iktidara yaklaştırdığını belirterek, “I. Dünya Savaşı nedeniyle dengesizleşen enflasyon ve bir çok faktörün yarattığı manevi buhran, dünya ekonomik buhranının etkileri gibi vahim hoşnutsuzluklar olmasaydı, Hitler’in çapı bir diktatörlük kurmaya yetmezdi” diyor.
 
Hitler Almanyası’nın tüm dünyanın başına ördüğü felaketi hazırlayan referandumu bir kenara bırakırsak, hemen her ülkede şu veya bu biçimde, üstelik de “demokrasinin gereği” gibi gösterilerek referandum yoluna gidiliyor. Konu eğer birinin “devlet başkanlığı” olmazsa eğer, ki bu çok azdır, genellikle siyasi yönetim biçimini değiştirmenin en kuvvetli aracı olarak görülmüştür. Pakistan, İran, Mısır, Irak’ta gerçekleşen referandum “oyunları” gibi.
 
PAKİSTAN’DA REFERANDUM
 
Pakistan’da askeri darbe ile ülke yönetimini 1999 yılında ele geçiren Pervez Müşerref, 2002 yılında devlet başkanlığının onanması için referanduma gitti. Referandumdan türlü hilelerle “evet” oyunu çıkartan Müşerref, bir hafta sonra referandum sırasındaki usulsüzlükler nedeniyle halktan özür dilemek zorunda kaldı.
 
IRAK REFERANDUMU
 
Amerika'nın 2 yıllık işgalinden sonra hazırlanan anayasanın halk oylamasına gitmesi ile Irak’ta artık bir federasyon ve Saddam yönetiminin aksine resmi din olarak İslam'ı seçen bir ülke haline geldi. Ancak söz konusu referandum, ülkenin istikrarlı ve düzenli bir ülke haline gelmesine yetmedi.
 
İSPANYA REFERANDUMU
 
Yine bir faşist lider olarak tarihe geçen İspanya devlet başkanı Franco, 1950’li ve 60’lı yıllarda yumuşamış ve bazı “liberal” eğilimlere yönelmiştir. Ama ipin ucunu da kaçırmamak için “baskı” yönetimini de sürdürmüştür. Referandumu biraz da ülkedeki liberallerin desteğini almak için yaptığı söylenir. Falanj partisi gözden düşmüştü, günlük siyasi çatışmalar başarısız uygulamaları gözler önüne seriyordu. Kısacası Franco’nun bir “güven tazelemeye” ihtiyacı vardı. Faşist kimliği de iyiden iyiye azalmıştı.
 
Franco’nun asıl hedefi, ölümünden sonra da kendi yönetiminin sürmesiydi. 1947 yılında gerçekleşen referendum ile İspanya’da “monarşi” yönetimi yeniden kurulmuş oldu ve Franco da yaşam boyu İspanya “kralı” ilan edildi. Nitekim, 1969 yılında torunu Juan Carlos’u veliaht ilan etti. 1973 yılında başbakanlık görevini bıraktı bırakmasına Frano, ancak devlet başkanlığı ve baş komutanlık makamlarını sürdürdü.
 
Franco’nun ölümünden sonra gerçekleşen ve ülkenin demokratik bir yapıya geçmesinin yolunu açan referandumda ise ülkenin yüzde 94’ü “evet” dedi.
 
YUNANİSTAN REFERANDUMU
 
Yunanistan’ın Avrupa Birliği’nin dayatması karşısında hükümetin bunalıp, bazı ekonomik önlemleri hayata geçirip geçirmemesi ile ilgili bir referandumdu 2015 yılında gerçekleşen Yunanistan referandumu ve yüzde 61 oranında “hayır” oyu çıkınca Yunanistan genel seçimlere gitmek zorunda kalmıştı.
 
Yunanistan, referandumda oldukça kararsız bir tablo çizmişti. Bir taksi şoförü, “Kalbimiz hayır, aklımız evet diyor” sözleriyle referandumu özetlemişti.
 
MACARİSTAN REFERANDUMU
 
2016 yılında gerçekleşen bu referandumu hafızalarda çok taze olduğundan herkesin aklındadır. Macaristan’da “siyasi bir çalkantı” da yaratmamıştır. Konu mülteci konusuydu ve Macar halkı, ülkelerine AB tarafından yerleştirilmek istenen bin 300 mülteci için düşünceleri soruldu. Halkın yüzde 98’lik oranı, mültecileri istemediğini belirten yönde oy kullandı.
 
KIRIM REFERANDUMU
 
Rusların ani bir kararla Ukrayna’nın bir parçası olan Kırım Özerk Bölgesi’ni işgalinden sonra, bu bölgede 2014 yılında Rusya Federasyonu’nda kalmak ya da ayrılmak yönünde tek soruluk referandum yapıldı. Halkın çoğunluğu (yüzde 97) Kırım’ın Rusya Federasyonu’nda kalması yönünde “evet” dedi.
 
İNGİLTERE REFERANDUMU
 
Yine yakın tarihlerde gerçekleşen referandumda İngiltere, Avrupa Birliği üyeliğinden ayrılıp ayrılmama konusunu referandum ile halka sordu. Ayrılmak isteyenlerin oranı yüzde 52 gerçekleşti.
 
ŞİLİ REFERANDUMU
 
Yine siyasi anlamda önemli bir ölçü olan, Şili’nin faşist lideri Pinochet’nin yerini sağlamlaştırmak içi 1973’te yaptırdığı referandumdur. Daha sonra, hemen aynı gerekçelerle Kenan Evren ve darbe konseyi de benzer bir referanduma gitmişti. Şili’de Pinoche’nin kendine destek amacıyla götürdüğü referandumdan yüzde 74 oranında halk desteği çıktı, ama ülke tamamen karıştı. Zira, kimse Pinochet’nin o kadar destek alacağını ummuyordu. Referanduma hile karıştığı ileri sürüldü. Daha sonraları, 1988’de yeniden bir referandum gerçekleşti ve bu referandum Pinochet’nin sonu oldu. Halk, yüzde 55 ile Pinochet ve yönetimini istemediğini belirtti.
 
TÜRKİYE’DE REFERANDUMLAR
 
Tıpkı Şili’de olduğu gibi bir darbeyle başa geçen faşist Kenan Evren ve ordu yönetimi, yeni bir Anayasa hazırlayarak referandum ile halka sundu. Dönemin tüm karışıklığına, tüm hoşnutsuzluklara rağmen konseyin hazırlattığı anayasa yüzde 91,4 ile kabul edildi. Kenan Evren bu referandum ile Cumhurbaşkanı olarak görevine devam etti. Darbeci komutanlar kendilerini güvenceye almanın maddelerini anayasaya geçirdiler. Sandıktan çıkan “evetlerin” asla halkın isteğini yansıtmadığı çok tartışıldı, konuşuldu.
 
Türkiye, 1987 yılında yeniden bir referanduma gitti. Siyasi yasakların kaldırılmasıyla ilgili bir referandumdu bu ve evet ile hayır oyları birbirine çok yakındı. Yine de evet oyları fazla geldi ve 1982 Anayasa’sından siyasi yasaklarla ilgili geçici maddeler kaldırıldı.
 
2010 yılında Türkiye yeniden bir referandum ile karşı karşıya kaldı. “Yetmez ama evet” diyenlerin bile daha sonradan dizini dövdüğü bu referandum, Türkiye’nin “batıya” dönük yüzünü “doğuya” çevirmesindeki en önemli adımlardan biri olarak görüldü. Referanduma sunulan madde sayısı 26’ydı ve bunların arasında “darbecilerin” cezalandırılması da bulunuyordu, ama AKP asla bu yola girmedi ve kendi önemsediği maddeleri hayata geçirdi. Referandumda “evet” oylarının oranı yüzde 57 çıkmıştı.
odatv
Anahtar Kelimeler
İLGİLİ HABERLER
YORUMLAR

Name:
Email:
Comments:
YORUM GÖNDER
İSİM:
E-posta:
YORUMLAR:
GÖNDER
چاپارک
"Jam News" için tüm hakları saklıdır