kod: 283126
نظرات: 210166 بازدید
Tarih: 19 Nisan 2017 Çarsamba
Muhsin Küçüker
Yandaş Medya: Kin, Nefret, İhanet…
Suriye meselesinde köprünün altından çok sular aktı.
0 0 View 1 نظر
[+] metin Boyutu [-]

   Allah’ın adıyla

   Suriye meselesinde köprünün altından çok sular aktı.

   Bu 5 yıllık süreçte, Suriye’de müdahil olan kimi ülkeler açısından öngörüler, pozisyonlar, söylemler ve tutumlar çok değişti.
Bu süreçte, pozisyonunu ve görüşünü önemli derecede değiştiren ülkelerin başında Türkiye geliyor.

   Suriye’deki istikrarsızlığın Türkiye açısından ne kadar sıkıntılara yol açtığını ve artık Esad’ın devrilmesinin imkansız olduğunu, en önemlisi de bu süreçte “dost” olarak bilinen güçlerin, aslında “düşman” olduğunu bizzat yaşayarak gördü Türkiye…

   Ve şimdi, ABD, AB, Suudi Arabistan, Katar vb. kamp ile başladığı Suriye serüvenine, karşı kampta yer alan ve pozisyonunu hiç değiştirmeyen İran ve Rusya ile devam ediyor…

   Yine; Moskova Mutabakatı ile “Suriye’de rejim değişikliği” söyleminden, “Suriye’nin mevcut hükümetine saygılıyız” konumuna evrildi.
Şimdi İran ve Rusya ile “Suriye’deki savaşı nasıl bitirebilir ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü koruması için ne yapabiliriz” sorularına cevap aramak üzere gayret gösteriyor…

   Bunun ülke için de elzem olduğu, hergün bir başka noktada canımızı yakan terörün asıl kaynağının Suriye krizi olduğunun tespit edildiği, gerek IŞİD ve gerekse de PKK/PYD terör örgütlerinin Suriye krizi ile beslendiği hükümet tarafından da açık bir şekilde dillendirilmektedir.

   ABD, AB gibi “dostların” başımıza ne çoraplar ördüğü, örmeye devam ettiği de yine yüksek perdeden dile getirilmekte, 15 Temmuz darbe girişiminin de yine bu güçler tarafından kotarıldığı açık seçik belirtilmektedir.

   Ama Suriye konusunda gelinen nokta, sırtlarını hükümete dayayarak meydana çıkan ve Suriye’de “cihad” ettiği iddia edilen terör örgütlerine her türlü desteği veren, onların vahşiliklerine göz yuman, onların “İslam” adına sergiledikleri vahşeti dahi sevimli göstermeye çalışan başta medya olma üzere kimi sivil kuruluş ve yapılar bu durumdan hiç de memnun değil.

   Bir yandan hükümeti hala eski konumuna getirme çabaları, bir yandan da gelinen noktanın hesabının kendilerine kesilmesini önlemek için bu hezimeti fatura edecek bir noktayı hedef gösterme telaşı var…

   Evet, Suriye’de hiçbir hedefleri, öngörüleri tutmadı bu zevatın. Bütün çabaları boşa çıktı… Ellerinde koskoca bir sıfır var şimdi…

   Bu da öfkelerini ve hırçınlıklarını en üst düzeye taşıyor. Taraftarlarına “bu hezimetin sorumlusu” olarak bir yerleri işaret etmeleri lazım. Rusya ile şu anda yaşanan bahar havası bu işe pek uygun değil. O yüzden en uygun hedef İran… Bunun da alt yapısı hazır… Sürekli besledikleri iki damar var bu zevatın:

 1- Osmanlıcılık üzerinden Yavuz ve Çaldıran savaşı ki bu damar her daim canlı tutularak gerektiğinde servis ediliyor. Bu cümleden olarak “ezeli düşman İran” algısı pompalanıyor.

 2- Mezhepçi damar… “İran Şiidir; Şiilik, Ehl-i Sünnet’e göre sapık bir mezheptir, en büyük düşman Şiilerdir.” algısı da sürekli canlı tutuluyor.

Bu nedenle de İran üzerinden Şiilik, Şiilik üzerinden de İran vurulmaya çalışılıyor. Şiiliğe bu kadar saldırılması, bu kadar yalan, iftira demeden vurulması, işte Suriye hezimetinin faturasını kesecek ve kendi yanlış öngörülerini temize çıkaracak bir argüman olması dolayısı iledir.

Halkın birlik ve beraberliğine darbe vuruluyormuş, halk mezhepçi bir söylem ile birbirine düşman ediliyormuş, bu kadar ağır sorunların karşısında halkın birbirine ırk, mezhep, düşünce gözetmeden, aynı gemide olma bilinci ile kenetlenmesine engel olunuyormuş, bunların hiç birisi bu zevatın umurunda değil…

Öyle ki, birlik ve beraberlik temalı yazılarında dahi, bu mezhepçi, ayrıştırıcı, ötekileştirici söylemi terk edemiyorlar…
Mesela, Yeni Şafak gazetesinde, Kemal Öztürk imzalı bir yazı yayınlandı.

“Teröre Karşı Şok Dalga Nasıl Oluşur” başlıklı yazısında, karşı görüş ve düzlemlerde olan bu ülke insanlarının, siyasetçisinden, gazetecisine, farklı mezhep mensuplarından, farklı dünya görüşünde olan insanların bir ve beraber olduklarını haykırmaları ve bu yönde çaba göstermeleri vurgulayan Öztürk, yazısında öyle bir cümle kuruyor ki, bu ancak nefret ve zihin altı düşüncenin yansıması olarak tarif edilebilir:

Türkiye’de yaşayan yabancılar:
Iğdır’da yaşayan Caferiler, İran büyükelçiliğine, Fethiye’de yaşayan Almanlar, Alman büyükelçiliğine, Kaş’ta yaşayan İngilizler İngiliz büyükelçiliğine, İstanbul ve Ankara’da bulunan Amerikalılar ABD büyükelçiliğine toplu olarak gitseler. Orada Türkiye ile savaşan terör örgütlerine karşı hükümetlerini mücadele etmeye çalışsalar
. (…)” (1)

Iğdır’da yaşayan Caferilerin Türk vatandaşı olmasını dahi sindiremeyen bu yazarın yazısının kıymeti harbiyesi kalır mı? Yani bu ülkenin evladı, vatandaşı, asli unsuru olan Şiileri, bu ülkeye ait saymayan, bu ülkenin bir parçası olan Şiilerin, ülkenin bir parçası olmasını sindiremeyen birisi, hangi yüzle “birlik ve beraberlik” nutukları atabilir? “Iğdır’da yaşayan Caferiler, İran konsolosluğuna gidip hükümetlerini terörle mücadeleye çağırsınlar” derken, ayrıştırmanın daniskasını yapmış olmuyor mu? Bu ne kindir arkadaş, anlayan varsa beri gelsin…

Hükümetin, bu çabalara karşı da kendisini koruması gerekir. Çünkü dış ve iç politikada karar verdiği bu yeni süreçte başarılı olmak ve geçmişin olumsuz izlerini silmek istiyorsa buna mecburdur. Bu zevatın öfke ve hınçla ortaya koyduğu bu durum, hükümetin yeni çizgisini sabote etmeye teşne bir durumdur.

Gazeteci Soner Yalçın da, “Gizli Hücreler Devrede” başlıklı yazısında bu duruma dikkat çeken isimlerden biri. Şunları söylüyor Soner Yalçın:

Sorunlar büyük.
Hemen el ele verip ortak akıl aranması gerekirken, kimi yandaş görünen FETÖ’nün kalem tetikçileri toplumsal hayata gerginlik tohumları serpiştiriyor.
Bu kriptolar, sürekli karmaşa yaratarak asıl hedefin gözden kaçırılmasına sebep oluyor. Bilinçli olarak gündem saptırıyorlar.
(…)
Tek bir homojen yandaş medyadan bahsedilemez.
Çeşitli klikler/hizipler/gruplar var:
Erdoğancılar dışında…
Gülcüler var.
Davutoğlucular var.
Ve bir de hâlâ aktif
FETÖ’cüler var. Bunlar, en azgın-bağnaz Erdoğan yanlısı gözüken kripto
FETÖ’cüler!
(…)
Evet. Bu kriptolar, örtülü operasyonlarla ülkenin acilen çözmesi gereken önceliklerini değiştiriyorlar.
Kafa karıştırıyorlar.
Hedef saptırıyorlar.
Vakit kaybettiriyorlar.
Önemli konuların ertelenmesine sebep oluyorlar.
İktidar içindeki entrikacı FETÖ hücrelerinin amacı, toplumsal barışı dinamitlemek ve kaosa sürüklemek.
Yazdım, iktidar duygusal hareket ediyor; bu kripto komplosunu görmüyor.
Sahi… İktidarın samimi destekçileri neden susuyor?
” (2)

İlginçtir, bunu yazan sadece Soner Yalçın değil. Bu konuda yandaş gazete yazarları da dert yanıyor. Mesela Star Gazetesi yazarı Ardan Zentürk bunlardan birisi. Zentürk de Soner Yalçın gibi, basın içindeki bu yanlış yönlendirmelerden şikayetçi. Ardan Zentürk, “Türkiye ‘kripto kumpasında’ mı?” başlıklı yazısında “Tekrar söylüyorum, bu ülkede bir şeyler tuhaf gidiyor, hayati önemdeki mücadeleler sulandırılmaya çalışılıyor…Ortalık ‘kripto’ mu dolu, hukuktan başlayıp, istihbarata uzanıp medyada sonlanan bir ‘kripto kumpasıyla’ mı karşılaşıyoruz…” diye soruyor.

Zentürk, bununla da kalmıyor, nefret pompalanmasını da sorguluyor:

Sakalı bırakıp, cüppe-takke sokağa dökülerek milli birliğe en çok ihtiyacımız olduğu bir sırada “tebliğcilik” oynayan o insanların, kahvehanelerde, metrolarda sözde laiklik savunuculuğu adı altında “iç savaş tezgahcılığı” yapanlardan bir farkı olup olmadığını sorgulamazsak, biz ne işe yararız? Acaba iki birbirine zıt unsuru sokaktaki vatandaşın önüne iten aynı odak mı?

Medyanın tüm kanatlarına sesleniyorum” diyen Zentürk yazısını şöyle sonlandırmış:

İşimiz, köşelerimizden birbirimize nefret saldırıları değildir. Tartışacağız. Birbirimizin hatalarını söyleyeceğiz. Yanlış ve doğru bulduğumuz yolları, sağlam bir omurga ile savunacağız.
Ama bölemeyiz, parçalayamayız, ötekileştiremeyiz. Algı operasyonları ile dayatılan suni tartışma konularıyla milletin dikkatini dağıtamayız. Sergilemek görevimiz, hedef göstermek işimiz değildir…
‘İç savaş’ kelimesini sakız etmek ise hiç ama hiç işimiz değildir…
Şimdilik söyleyeceğim bu, uzatırsam, kalp kıracağım…
”(3)

Ve diğer bir yandaş gazete yazarı Salih Tuna da benzer şekilde feveran ediyor:

Bu meyanda sormak isterim: Atatürk’ün heykelini Rize meydanından kaldırmak nedir Allah aşkına? Hangi niyetle olursa olsun, isterseniz daha uygun bir yere o heykeli dikin, “bozgunculara” malzeme vermenin, hele hele Atatürkçülerin kalbini kırmanın ne alemi var?!

Yapmayın!

Bir de şu var: FETÖ soruşturmasını sulandırmak değilse niyetiniz, Cumhuriyet gazetesi çaycısını (hakaretten falan) tutuklamak da ne oluyor?

İlginçtir: FETÖ’den yargılanan Ali Bulaç dahil 54 gazetecinin mal varlığına el koyma kararını da aynı mahkeme almıştı.

Bu mahkeme heyeti kusura bakmasın ama yabancı medya algı savaşı için malzeme sipariş etse daha fazlasını istemek aklına gelmezdi.”(4)

Hergün onlarca “Şiiler…” ile başlayan, “Katil İran, Hain Hizbullah, Şii Haşdi Şabi..” ile devam eden yazı, manşet ve haberlerde rastladığımız bu nefret dili de aynı kategoride… Allah korusun, bir İran-Türkiye savaşı çıkarmak için cansiperane gayret gösteren bu güruhun kimliğini, “Bu savaşı en çok kim ister?” diye sorulduğunda alınacak cevap, açıkça ortaya sermez mi? Böyle bir ihanetin” odağında olan ve yalan, iftira, çarpıtma, algı oluşturma vs. ne dersen “mübah” bilen bu güruhun yönlendirdiği ve inandırdığı kesim nasıl bir ruh halindedir düşünün artık…

Sonuçta milleti birbirine düşürmek, kin ve nefret oluşturmak, nefret dilini nefesi yettiğince kullanmak içerikli yazı, manşet, algı vs. ne varsa bu tür yazı ve eylemlere bir de bu gözle bakmakta fayda var. “Yandaş” olmak, ya da bağnaz bir Erdoğan yanlısı gözükmekle kendilerine alan açmış bu zararlıları tanımak için bu elzem…
………………………………………………………………………………………
(1) Kemal Öztürk, Teröre Karşı Şok Dalga Nasıl Oluşur? Başlıklı yazı, 04.01.2017 tarihli Yeni Şafak Gazetesi
http://www.yenisafak.com/yazarlar/kemalozturk/terore-karsi-sok-dalgasi-nasil-olusur-2035317
( 2) Soner Yalçın, Gizli Hücreler Devrede başlıkılı yazı, 04.01.2017 tarihli Sözcü Gazetesi
http://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/soner-yalcin/gizli-hucreler-devrede-1602378/
(3) Ardan Zentürk, Türkiye “Kripto Kumpasında” mı?” başlıklı yazı, 05i01.2017 tarihli Star Gazetesi
http://www.star.com.tr/yazar/turkiye-kripto–kumpasinda-mi-yazi-1173395/
(4) Salih Tuna, “Namussuz” başlıklı yazı, 28.12.2016 tarihli Yeni Şafak Gazetesi
http://www.yenisafak.com/yazarlar/salihtuna/namussuz-2035171

Muhsin Küçüker

TR.JAMNEWS

YORUMLAR
Mahmut Atam:

İşimiz, köşelerimizden birbirimize nefret saldırıları değildir. Tartışacağız. Birbirimizin hatalarını söyleyeceğiz. Yanlış ve doğru bulduğumuz yolları, sağlam bir omurga ile savunacağız.

رد

1

0

Name:
Email:
Comments:
YORUM GÖNDER
İSİM:
E-posta:
YORUMLAR:
GÖNDER
چاپارک
"Jam News" için tüm hakları saklıdır