kod: 283129
نظرات: 9878 بازدید
Tarih: 20 Nisan 2017 Persembe
Abdülkadir Özkan
AB kararını bizim vermemiz gerekmez mi?
Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ve AB Bakanı Çelik, AB ile ilişkilerimizin yeni dönemde olumlu bir havaya bürüneceği yönünde açıklamalar yaparken...
0 0 View 0 نظر
[+] metin Boyutu [-]
Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ve AB Bakanı Çelik, AB ile ilişkilerimizin yeni dönemde olumlu bir havaya bürüneceği yönünde açıklamalar yaparken Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan AB’ye, “Kararını ver” çağrısında bulunuyor. Referandum kampanyası boyunca AB ülkelerinin liderlerine yönelik onca sert çıkış ve eleştirinin ardından bugün gelinen noktada “AB’ye son teklif” olarak nitelendirilen “Kararını ver” çağrısı ister istemez insanın aklına ilişkilerimizin böylesine bozulduğu, bakanımızın ve Avrupa’daki vatandaşlarımızın aşağılandığı, bunun da ötesinde pek çok kere yapılan açıklamalarda Türkiye’nin AB içinde yerinin olmadığının vurgulanmasının ardından aslında oturup durum değerlendirmesi yapması ve AB konusunda karar vermesi gereken tarafın Türkiye olduğunu söylemek yanlış olmaz sanıyorum. Çünkü çeşitli vesilelerle AB ülkelerinin Türkiye konusunda kararlarını verdikleri, ne yaparsak yapalım aralarına almayacaklarını, buna karşılık kapılarından ayrılmamızı da istemediklerini gizlemiyorlar.
 
Referandum kampanyası boyunca AB ülkeleri ile ilişkilerin gerilmesi sebebiyle çeşitli kereler referandumun ardından AB ile ilgili tavrımızı açıklayacağımız dile getirilmişti. Referandum sonuçlanmış ve sandıktan da iktidarın istediği sonuç çıkmıştır. Kampanya boyunca sergilenen tavra uygun olarak Türkiye hakkında AB’nin vereceği kararı beklemek yerine Türkiye’nin bundan sonra AB ile ilgili yol haritasının belirlenip ona göre harekete geçilmesi gerekir diye düşünüyorum. Referandum kampanyası boyunca yaşananlar, karşılıklı açıklamalar hatırlandığında bundan sonra AB ile ilişkilerin düzelmesini beklemek ya bizim tüm yaşananları unutmamızla mümkün olur ya da düzelmez. Son bir aylık karşılıklı açıklamaları ve yaşanan olayları hatırladığımızda AB ülkeleri bakanlarımıza ülkelerinde konuşma imkânı vermemiş, çok önceden tutulmuş salonlar iptal edilerek bakanımızın elçiliğimize gitmesine izin verilmeyerek sınır dışı edilmiş, vatandaşlarımız polis köpeklerinin saldırısına hedef olmuştur. Tüm bunlara karşılık da haklı olarak sert açıklamalar yapılmış, AB ülkelerinin İslam ve Müslüman düşmanlığına, Haçlı ruhunun horladığına vurgu yapılmış, bunun da ötesinde referandum kampanyasında AB ülkeleri terör örgütlerinin toplantı ve gösteri yapmasına izin vermiş, bir bakıma AB ülkeleri Türkiye’nin değil terör örgütünün yanında yer almışlardır. Bu arada AB ülkelerinde faşizmin hortladığı söylemi tepkiyle karşılanmış, karşılık olarak daha sert açıklamalar gelmiştir. Özetle AB ile aramızdaki yıkılmak üzere olan köprüler toptan atılmıştır. Bundan sonra hiçbir şey olmamış gibi davranmanın ne diploması ne de siyasetle izah edilmesi iki taraf açısından da zordur. Özellikle Türkiye açısından geçmişe bir anda sünger çekmek kolay olmaz. Tüm bu izahların ardından Türkiye’nin ile AB ilişkilerinin geleceğini belirleme kararının AB’nin inisiyatifine bırakılmasından hayırlı bir sonuç çıkmasını beklemek gerçekçi olmaz. Bunu söylerken geçmişteki karşılıklı rencide edici üslubun sürdürülmesini istiyor değilim. Ancak son kararı verme fırsatının karşı tarafa bırakılması kendimize haksızlık olur. Bu bakımdan kavgayı sürdürmek değil, üslubu yumuşatarak AB ile ilişkilerimize bizim yeni bir şekil vermek ve yeni bir boyuta taşmamız gerekiyor. Verilecek bu kararda  50 yıldır kapılarında bekletildiğimizin unutulmaması, her fırsatta dışa vurdukları Haçlı ruhu ve İslam düşmanlığı da dikkate alınarak bundan sonrası için Türkiye’nin hedefi AB ile birlikte yürümek olmamalıdır. Çünkü birlikte yürüyemiyor, birlikte yürüyemeyişimiz bizim kusurumuzdan çok AB’nin istememesinden ileri geliyor. Çünkü 50 yıldır kapıda bekletilen Türkiye hâlâ ne yapacaksanız, ne karar verecekseniz verin diyorsa gelinen noktanın tek sorumlusunun AB olduğu unutuluyor demektir.
 
Türkiye, dış politikada kendisine yeni bir düzlem bulmak zorundadır. Adına ister Batı ister Uzakdoğu ya da Rusya deyin birlikteliklerimiz uzun soluklu olmuyor. Bir bakıma kan uyuşmazlığı yaşıyoruz. Bu gerçek biline biline Türkiye hâlâ İslam Birliği’ni gündeme taşımıyorsa ortada ciddi bir sorun var demektir. Bunun da ötesinde Türkiye’yi yönetenler kendilerini Batı’ya, bir diğer ifade ile Haçlı ittifakına mecbur hissediyorlar demektir.
milligazete
Anahtar Kelimeler
İLGİLİ HABERLER
YORUMLAR

Name:
Email:
Comments:
YORUM GÖNDER
İSİM:
E-posta:
YORUMLAR:
GÖNDER
چاپارک
"Jam News" için tüm hakları saklıdır