kod: 283674
نظرات: 141875 بازدید
Tarih: 1 Haziran 2017 Persembe
Mehdi Aksu
Yahudi Arabistan Ve Vahhabiliğin Karanlık Tarihi
Yahudi Arabistan derken; Arabistan devletinde yaşayan suçsuz, günahsız, insaflı, vicdanlı insanları kastetmiyoruz elbet.
0 0 View 2 نظر
[+] metin Boyutu [-]

   Bir önceki makalemizde Yahudi Arabistan’ın misyonluğunu üstlendiği harici/tekfirci zihniyetin tarihteki karanlık geçmişini, barbarlıklarını ve cinayetlerini özetlemeye çalıştık. Yahudi Arabistan derken; Arabistan devletinde yaşayan suçsuz, günahsız, insaflı, vicdanlı insanları kastetmiyoruz elbet. Yahudi Arabistan’dan maksadımız Arabistan topraklarında insanlıktan, medeniyetten, insan haklarından nasiplerini almamış olan Suud kralları, Suud hanedanı ve bunların cinayet ve barbarlıklarına yandaş olanlardır.

   Ve bugün; Bu günün haricileri, tekfircileri ve dehşetleri. Bu gün dünün devamıdır, aynısıdır. Bu gün Suriye’de, Irak’da, Yemen’de Ehlisünnete ve Şia'ya fark gözetmeden zulümleri, katliamları, tecavüzleri yapan Yahudi Arabistan’ın yamyam evlatları dünün imam katillerinin devamı, takipçisi ve nesilleridirler. Dünün imam katilleri bu günün bebek katilleri, kestikleri insanların başları ile top oynayan vahşileri, yamyamlarıdırlar. Bunların dedeleri tarihte neler yapmışlarsa bunlar da bu gün aynısını yapmaktadırlar. Dedeleri baş kesmişler, genç, yaşlı, çocuk demeden kıyımlar, katliamlar yapmışlar, mezarları yıkıp, yok edip, yağmalamalar yapmışlar, ilim adamlarını ve hatta masum imamları katletmişler. Bu günküler de genç, yaşlı, erkek, çocuk demeden katliamlar, tecavüzler yapıyor, ashab-ı kiramın, ilim adamlarının, peygamberlerin türbelerini, mezarlarını yıkıp yok edip, yağmalıyorlar ve bu zulümlere sessiz kalmayan ve bunların uzaktan yakından İslam ile en ufak bir bağının olmadığını haykıran Ayetullah Nemr gibi ilim adamlarını idam etmekten geri durmamışlardır. Bugün bu akımın başını çeken Yahudi Arabistan’ın kukla satılmış kralları, krallık hanedanına uşaklık yapanlar ve  vahhabi, selefi düşüncesinde olanlardır.

   Bu karanlık zümre İslam tarihinde Müslümanlar arasında adeta bir kanser virüsü olan haricilerin devamıdır. Bu zümrenin dedeleri geçmişte de kendileri gibi inanmayan, düşünmeyenlere her türlü zulmü reva görmüşler ve haklarını hukuksal yollarla meşru zeminlerde arayanları tefrikacı ve terörist suçlaması ile katliamlara uğratmışlardır. İmam Muhammed Bakır (aleyhisselam) şöyle buyurmuşlardır; "Şialarımızı hangi şehirde yakalasalardı öldürüyorlardı, Şia olma ihtimali verdiklerinin el ve ayaklarını kesiyorlardı, bizim sevgimiz ile tanınanlar zindana atılıyordu veya malı yağmalanıyordu yahut evi yıkılıyordu." Haccac zamanında Şia ve Ehlibeyt sevenlerinin hali o kadar kötü bir konumdaydı ki, birisine “sen Şiasın” denilmesinden daha ziyade “sen kâfirsin” denilmesi daha hoş geliyordu. Ebul Ferec İsfehani “Makatul-ut Talibin” adlı eserinde şöyle yazıyor; Mutevekkil Ebu Talib evlatlarına baskıcı hamleler yaptı, onların topluluğuna zorluklar çıkardı, onlara karşı kin, nefret ve suizan ile muamele etti ve onlar hakkında yakışıksız iftiralarda bulundu. Mütevekkil Ömer b. Ferec Rahci’yi Mekke ve Medine’nin hâkimi yaptı. Bu hâkim Al-i Ebi Talib’in insanlar ile ilişkilerini engelliyordu ve kimsenin onlara yardım etmesine müsaade etmiyordu. Onlara en ufak bir merhamet gösteren, yardım eden en kötü cezalara tabi tutuluyordu. Al-i Ali (aleyhisselam) öyle bir şekilde ekonomik sıkıntı içine sokuldu ki, bir kaç seyide bayan bir gömleğe sahipti ve namaz vakti geldiğinde kendi aralarında o gömleği sırasıyla giyiyor ve namazlarını böylelikle kılıyorlardı. O gömlek yıprandıktan sonra ona yama yapıyorlardı. Evlerinde, ev işlerini yaparlarken giyecek elbiseleri yoktu ve bundan ötürü evden dışarı çıkamıyorlardı. (Makatul-ut Talibin, s.599)
   Bugün bu akımı devam ettirenler vahhabi, selefi düşüncesinde olanlardır. Bu zihniyet 1801’de de Muhammed Abdülvehhab öncülüğünde bir vahşetin vebalinin altına girmişlerdir. Abdülvehhab 1703’te Arap Yarımadası’nın orta taraflarında bir yerlerde doğmuş, küçük yaşta İslâmî ilimleri tahsile başlamış, kendisinden 500 yıl önce yaşamış olan Selefî biri olan İbni Teymiyye’nin yolundan gitmiş ve yaşı kemâle erdiği zaman sonraları kendi adıyla anılıp “Vahhabîlik” denecek olan mezhebin temellerini atmıştı. Vahhabîliğin temelinde, esas itibarı ile peygamber zamanındaki hayat tarzına dönüş düşüncesi vardı, peygamber devrinde var olmayan yahut hoş karşılanmayan ne varsa yasak edilmeliydi. Bu düşünceye göre evliyalara tevessül, şefaat şirktir ve tevessül edenler, şefaat umanlar müşriktir. Yine bu düşünceye göre İslâmiyet’te mezar diye bir kavram da yoktur, dolayısıyla mezarın değil ziyareti, yerinin belli olması bile haramdır ve mezar ziyaretine gitmek, mezarlara türbe yapmak şirktir. Muhammed b. Abdulvahhab şöyle demiştir: Elimdeki şu baston bile Muhammed’den daha faydalıdır. Bastonum ile yılan vs. öldürürüm ama Muhammed ölmüştür ve bir işe yaramıyor. (Ed-Dürer’us Seniyye, c.1, s.143) Hz. Muhammed’e (sallallahu aleyhi ve alihi vesellem) hakaret ederken kullandığı cümlenin içinde “öldürürüm” kelimesini kullanmıştır. Öyle ya; bu zihniyet öldürmekten başka bir şey bilmez zaten. Oysa Vahhabiliğin kurucusunun bu sözü ve inanışına Ehlisünnet ve Şia’dan hiçbir Müslüman inanmamaktadır.

   Abdülvehhab 84 yaşında öldü ve bu sapkın düşünceyi yayma işi damadı Muhammed’e kaldı. Vehhabîler, Arap Yarımadası’nın ortasındaki Necd bölgesinde çeyrek asır boyunca sessiz sedasız, kapalı bir toplum halinde yaşadılar ve Muhammed’in torunu Abdullah, yani sonradan Osmanlı’nın başına seneler boyu belâ olan Abdullah ibn Suud zamanında dünyaya açıldılar. Abdullah selefi düşünceyi yaygınlaştırmak ve insanları ikna etmek için zorbalığa ve kılıca başvurdu. Arabistan’da isyan bayrağını açtı, on binlerce kendini bilmez aylaz ve yobazı yanına toplayıp Irak’a geçti ve 1801’de Kerbela’ya saldırdı.

   Çoluk-çocuk demedi, üç günde 5 binden fazla baş kesti, sonrada “Dinde mezar yoktur” deyip peygamberin torunu Hazreti Hüseyin’in sandukasını yaktı. Bu olaydan bir yıl sonra Taif’e girdi ve bu defa Taifliler’i kılıçtan geçirdi! Bu dehşetleri geride bırakarak Mekke ve Medine’ye ulaştı ve her iki kutsal şehri de işgal etti ve kendisine karşı koyan kim varsa başlarını kesti. Bu iki kutsal beldede Hz. Peygamberin türbesinin dışında ne kadar mezar varsa, Baki kabristanında bulunan İmam Hasan, İmam Zeyn-ül Abidin, İmam Muhammed Bakır, İmam Cafer Sadık (aleyhimus selam) ve ashab-ı kiramdan birçoklarının, ezvac-ı Resulün mezarlarının tamamını yerle yeksan ettiler.

   Peki, bu vahşilikleri yapanlara, Osmanlıyı arkadan kalleşçe hançerleyenlere ses çıkarmayanlara, sessiz kalanlara hatta destek çıkanlara ne demeli! Bunlara mücahit adını verenlere ne demeli! Bunlar hakkında olumlu sözler sarf eden, yazan sözde İslamcı geçinen yazarlara ne demeli! Efendilerini kıble edinip, efendilerinin yönüne göre yön ve cihet belirleyenler halka yanlıştan, yalandan başka bir şey veremezler. Bu gün efendilerinin ağzı değişse ve bunlara efendileri “böyle Müslüman olmaz” deseler, emin olun bunlarında ağızları değişecektir. Bugün mezhep bile olmayan ve amaçları bölgede İsrail’i rahatlatmak olan, BOP projesinin bir an evvel hayat bulmasını amaçlayan ve bu doğrultuda Müslüman olan Ehlisünnet ile Şia arasında mezhep çatışmasını hedefleyenlere, canlara kıyanlara, namusları ihlal edenlere, katliamlar yapanlara, kestikleri insan başları ile top oynayanlara ve bunlara destek çıkanlara, bunların adını mücahit koyanlara, bunların yaptıklarına sünni devrim /direniş diyenlere; akli selim, duyarlı din adamları, kanaat önderleri, akademisyenler, profesörler, ilim adamları, kurumlar, medya kuruluşları neden ses çıkarmazlar. Kan, can, namus, kadın, mezhep bağnazlığı üzerinden siyaset yapanlara neden ses çıkarmazlar. Bu ülkenin duyarlı insanlarına, Müslümanlarına ne oldu, neden üzerlerine ölü toprak serpilmişçesine, ölüm sessizliğine büründüler. Unutmayalım ki, ölüm haktır ve er ya da geç hepimizin kapısını çalacaktır ama bundan daha önemlisi ve unutmamamız gereken şey “Allah’a verilecek hesaptır.” İşte orası önemlidir. Rabbim yazanları, konuşanları, saflarını belirleyenleri Allah’a hesap verme düşüncesi ile yazan, konuşan ve saflarını netleştirenlerden karar kılsın.
Selam ve Dua ile…
Mehdi AKSU

TR.JAMNEWS

YORUMLAR
Gülcan Aras :

Allah vahhabileri kahru perişan eylesin. Teşekkürler hocam.

رد

1

0

Hasan Korel:

Allah razı olsun hocam, dünya daha iyi anlamakta artık vahhabilerin ne kadar tehlikeli ve mikrop olduklarını.

رد

1

0

Name:
Email:
Comments:
YORUM GÖNDER
İSİM:
E-posta:
YORUMLAR:
GÖNDER
چاپارک
"Jam News" için tüm hakları saklıdır