kod: 283849
نظرات: 94848 بازدید
Tarih: 10 Haziran 2017 Cumartesi
Muntazar Musavi
Oyun Kurucular, Aktörler ve Figüranlar
Özelde Batı Asya (Ortadoğu) ve Batı Asya gelişmeleri üzerinden genelde tüm dünya sancılı bir dönemden geçiyor.
0 0 View 1 نظر
[+] metin Boyutu [-]

    Özelde Batı Asya (Ortadoğu) ve Batı Asya gelişmeleri üzerinden genelde tüm dünya sancılı bir dönemden geçiyor. Bu sancının bir doğum işareti olduğu ve nihayetinde öncelikle bölgesel ve buna bağlı olarak küresel yeni bir düzen açığa çıkaracağını söylemek için de kahin ya da bilge olmaya gerek yok. Zira zehirli bir kasırga olduğu sonradan anlaşılan sözde “Arap Baharı” fitilinin ateşlendiği günden bu yana geçen on yıllık süreçte Ortadoğu’da neredeyse yüzyıla yayılması gereken bir değişim dönüşüm yaşandı.

   İşte bu noktada ilk olarak: “Acaba Ortadoğu’da yaşanmakta olan değişim dönüşümün “oyun kurucusu ya da kurucuları”, kurgulanan bölgesel hatta küresel bu planların sahnelenmesinde rol sahibi olan “aktörler” ve planları sahaya indiren taşeronlar yani “figüranlar” kimlerdir?” ve ikinci olarak ta: “Acaba hangi oyun kurucunun planı diğerlerine baskın gelecek? Ve öncelikle Batı Asya (Ortadoğu) ardından da bölgesel bu gelişmelerin tetiklemesi ile küresel olarak nasıl bir düzen / denge açığa çıkacak?” sorularının cevaplarını aramak elzem hale geliyor.

   Önce oyun kuruculardan başlayalım. Acı verici bir gerçek olmakla beraber bugün gerek ideolojik ve gerekse güç açısından ana oyun kurucunun “Batı Medeniyeti”nin diğer iki paydaşı (Avrupa Birliği ve Kanada)’yı da bazen gönüllü ve bazen de zorbalıkla yedeğine almış olan Amerika’nın olduğunu itiraf etmek zorundayız. Amerika, plan ve düzenini inşa etmek ve küresel menfaatlerini koruyup kollamak için NATO’yu çok uluslu paravan bir ordu ve bazen istediği neticeleri elde edemese de Birleşmiş Milletleri de küresel sulta hareketine meşruiyet kazandırma makamı olarak kullanmakta.

   Amerika’nın dört açıdan eli çok güçlü. Birincisi; ideolojik olarak dünyaya yönetimsel anlamda “demokrasi”, ekonomik anlamda (çoğu zaman esas vahşi rengini biraz açmak için liberalizm kelimesinin ardına sığınarak) kapitalizmi dayatmakta ve maalesef bu dayatmanın karşısında küresel güçte başka bir ideoloji bulunmamakta. Geçtiğimiz yüzyılın sonlarında Komünizm ve sosyalizm tecrübelerinin dramatik çöküşünden bu yana “demokrasi ve kapitalizm” tüm dünya da kutsanan mutlak değerler haline gelmiş durumda. Özellikle “demokrasi” kavramı Amerika’nın elinde küresel müdahale, tasallut ve tahakküm için bir silaha dönüşmüş durumda.
Amerika’nın ikinci gücü ise “ekonomi”dir. Yeryüzünün pek çok yerinde çok uluslu şirketler eliyle milletlerin yeraltı ve yerüstü kaynaklarını sömürerek dünyanın en büyük üretici gücü ve dünya ticaretinin mutlak hakimi konumuna gelmiştir. Bu güce dayanarak oluşturduğu gerek ulusal (FED gibi) ve gerekse küresel (IMF ve Dünya Bankası gibi) örgütler eliyle tüm uluslararası ekonomik ve ticari kuralları kendi koymuştur. Bununla da yetinmemiş uluslararası derecelendirme ve patent kurumları eliyle de tüm ekonomilerin yularını eline almıştır. Amerikan para birimi “Dolar”ın tüm dünyanın ortak ticaret parası olduğunu bilmeyenimiz yoktur herhalde.

   Amerika’nın üçüncü gücü ise “teknik ve teknoloji”dir. Erken dönemde kurduğu ağır sanayisi ve ardından geliştirdiği tüm dünyanın beyin gücünü Amerika’da toplama projesi ile korkunç ekonomik imkanlar birleşince teknik ve teknolojik olarak devasa güç bir açığa çıktı. Para, bilim, teknik ve teknoloji ise akla hayale gelmez model ve türde silahla donanmış bir ordu doğurdu ki, bu da Amerika’nın dördüncü gücüdür.
Kendini yeryüzünün mutlak hakimi olarak görmekte olan Amerika açısından ister şahıs ister örgüt ve isterse ülke açısından hangi dinden, ırktan, coğrafyadan olursa olsun “diğer”ine bakış “pragmatik”tir. İşine yaradığı müddetçe “dost ve müttefik”tir. Yerine yenisi veya daha iyisi çıktığında kullanılmış bir peçete hükmündedir ve yeri çöp tenekesidir.

   Bugün Batı Asya (Ortadoğu)’da ki sancının ana müsebbibi Amerika’dır. Bugün Batı Asya (Ortadoğu)’da yaşananlar, O’nun menfaatlerini ve sulta düzenini garanti altına almak için Batı Asya’da yirmi iki ülkenin sınır ve rejimlerini değiştirmek amacı ile hazırladığı BOP (Büyük Ortadoğu Projesi)’nin yansımalarıdır.
Güncel olarak Amerika karşısında “güç merkezi” olarak “oyun kurucu” konumunda en etkin güç Rusya’dır. Coğrafi büyüklüğü, zengin yeraltı kaynakları, sanayisi, teknik ve teknolojik imkanları, Kızıl Ordu’nun büyüklüğü ve tecrübesi, silah envanter çeşitliliği, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimi üyeliği ve SSCB deneyimi Rusya’yı etkin bir oyun kurucu kılmakta. Biz dünya üzerinde sosyal, siyasal ve askeri açıdan sıcak pek çok bölgede Amerika ile Rusya’yı karşı karşıya görmekteyiz. Ve hatta Amerika ve avenesine karşı ayakta durmaya çalışan pek çok örgüt ve ülke Rusya ile işbirliği yapma ya da en azından paslaşma durumunda kalmakta.

   Ancak Rusya’nın hayati bir çıkmazı var. Şöyle ki, “SSCB (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği)’nin dramatik çöküşünden sonra Rusya’nın dünyaya milletlere önereceği bir düzen bir ideoloji bir kurtuluş reçetesi kalmadı. İşte bu durumda Rusya sadece siyasi, ekonomik ve ulusal çıkarları için Amerika ile mücadele eder konumdadır. Bugün pek çok coğrafyada Batı Emperyalizmine karşı mağdur ve mazlumların yanında konumlanmış olan Rusya için şu sorunun yanıtı mağdur ve mazlumlar açısından büyük bir tehdit ve tehlike içermektedir: “Bir gün Rusya ile Amerika’nın çıkarları örtüşürse ya da uzlaşma imkanları açığa çıkarsa ne olacak?”
Batı Asya (Ortadoğu)’da üçüncü oyun kurucu “İslam İnkılabı”dır. Amerika’nın ardından Batı Asya (Ortadoğu)’da hiç şüphesiz en kader belirleyici oyun kurucu İslam İnkılabı’dır. Ancak sınırlı bir çevre hariç dünyada kimse onun bu rolünden bahsetmemekte ve bu gerçekliği itiraf etmeye yanaşmamakta. Zira diğer oyun kuruculara göre İslam İnkılabı’nın elini zayıflatan bir dizi gerçeklik var. Ancak İslam İnkılabı’nı diğer tüm oyun kuruculardan ayrıştıran, güçlü ve eşsiz kılan bir gerçeklik te var. Besbelli ki herkesi sessizliğe iten bu gerçeklik.

   Önce İslam İnkılabı’nı dezavantajlı kılan gerçeklikleri tespit edelim. 1979’dan bu yana eşsiz ilerlemeler kaydedilmiş olmasına rağmen ekonomik, ticari, sanayi, teknik ve teknolojik olarak İslam İnkılabı’nın imkanları diğer oyun kurucularla kıyaslanacak durumda değil. Hatta İslam İnkılabı’nın ekonomik, ticari, sanayi, teknik ve teknolojik hayatı halen ağır bir ambargonun altında. Ambargo sadece ekonomik, ticari, sanayi, teknik ve teknolojik alanlarda da değildir. İslam İnkılabı ağır bir küresel medya, kültür ve sanat kuşatması altındadır. Bu kuşatma dolayısıyla gerek bölgesel ve gerekse küresel fikir, öngörü ve siyasetini dünyaya aktaramamakta ve aktardıkları da büyük bir tahrifata uğramakta.

   Kendisini doğru aktarmaması için küresel bir kuşatma altında olan İslam İnkılabı’nın aleyhine ise sayısız tahrifat merkezi dezenformasyon üretmekte. Ve bu dezenformasyon, coğrafya da hüküm süren cehalet ve taassup ile birleşince Batı Asya (Ortadoğu)’da gelecek ve kurtuluşları için canla başla İslam İnkılabı’nın yanında yer alması gereken ülkelerin/kitlelerin önüne maalesef “mezhepçi” bir dalgakıran açığa çıkmakta. Daha doğrusu emperyalizm kirli siyasi emellerini “mezhepçilik” örtüsüne bürüyüp saklamakta. İslam İnkılabı’nın bir diğer dezavantajı da Birleşmiş Milletler benzeri uluslararası kurum ve kuruluşlardaki etkinliğinin diğer oyun kuruculara nazaran neredeyse yok hükmünde olmasıdır.

   Tüm bu dezavantajlara karşın İslam İnkılabı’nı diğer tüm oyun kuruculara karşı avantajlı kılan, onu diğer oyun kuruculardan ayrıştıran, güçlü ve eşsiz kılan ve onu günden güne bölgesel ve küresel olarak daha etkin kılacak bir gerçeklik var. Bu gerçeklik şudur: Bugün dünya devlet ve halklarının kahir ekseriyeti emperyalizmin sultası ve vahşi kapitalizmin tahakkümü altında inim inim inlemektedir. Ancak bu mazlum ve mağdur devasa kitleler sığınacak bir limanda bulamamaktadırlar. Bu çıkmaz öyle bir hal almıştır ki, emperyalizmin ve kapitalizmin zulmü altındaki halklar, emperyalizmin dayattığı demokrasiye sığınarak kurtulma çabasındadırlar.

   Dünya halklarına bu zulüm ve sömürü düzeni dışında bir alternatif sunan yegane güç İslam İnkılabı’dır. İslam İnkılabı, halklara “mutlak adalet düzeni” olan “Mehdeviyet”i ve o “mutlak adalet düzeni”ne ulaşma da ara dönem için “Velayet-i Fakih” düzenini önermektedir. İslam İnkılabı, tüm halklara emperyalizm ve siyonizme karşı bir yol açmakta ve onları İmam Mehdi (a.f) ve İsa Mesih (a.s)’ın inşa edeceği “mutlak adalet düzeni” için hazırlık yapmaya davet etmektedir. İslam İnkılabı, her ırkın her dinin, her mezhebin velhasıl her rengin altına sığınıp kendini güvende hissedeceği bir şemsiye açmakta, “Mutlak adalet” şemsiyesi! Bu ideoloji ve çağrı “modern zamanlar” için çok yeni olma özelliği yanında, şaşırtıcı ve cezbedici bir karakter taşımakta.

   İslam İnkılabı, Batı Asya (Ortadoğu) coğrafyasındaki gelişmelere de bu pencereden bakmakta; her zaman her şart ve mekanda emperyalizm ve siyonizme karşı durmayı, mazlum ve mağdurların yanında yer almayı, sulta ve tahakkümü reddetmeyi, adalet ve hürriyet prensibini benimsemeyi, halkları esas almayı, pragmatist davranmamayı şiar edinmekte. Bu duruş şekli de bölgedeki kral ve iktidarları rahatsız etmekle birlikte her geçen gün halkların gönlünde taht kurmakta ve İslam İnkılabı bölgede kendi ekonomik, teknik ve teknolojik imkan ve kabiliyetlerinin çok üzerinde bir etki açığa çıkartmakta…

   Bugün bölgede esas olarak modern zamanların Babil’i Amerika’nın sulta ve tahakküm düzenine karşı modern zamanların Musa’sının “adalet ve hürriyet” düzeni çarpışmaktadır. Acı ve sancı dolu bir süreç. Ancak Allah’ın ilahi vaadi var ki; “Biz de yeryüzünde mustazaflara (zayıf düşürülenlere) lütfetmek, onları önderler yapmak ve onları mirasçılar kılmak istiyorduk (Kasas – 5).” bu mücadele adalet ve hürriyetperverlerin zaferi ile sonuçlanacaktır.

   Aktörlerle ilgili değerlendirmeye geçmeden şu tespiti de paylaşmalıyız ki, Rusya ve İslam İnkılabı şu an itibariyle esas “oyun başlatıcı” konumunda değiller. Amerika’nın başlattığı “oyun”lar içerisinde kendi oyunlarını ortaya koyma durumundalar. “Şimdi geçelim aktör”lere. Bu mücadelenin oyun kurucuları kadar aktörleri de ehemmiyet taşımakta. Yüzden fazla ülkenin emperyal müdahalesine karşı yedi yıldır direnen Suriye, yokluk ve ihanetler içerisinde tekfirci terörün belini kıran Irak, gerektiğinde İslam ve insanlık için bedel ödemekten asla çekinmeyen Lübnan Hizbullah’ı ile Amerika adına iş tutan ondan fazla ülke ordusuna karşı mücadele veren Yemen Ensarullah Hareketi bölgenin en önemli aktörleridir.

   Amerika açısından bölgedeki “esas oğlan” İsrail’dir. Siyonizmin kalbi konumundaki bu “gasıp Siyonist rejim”, Amerika’nın hem ileri karakolu dur ve hem de inşa etmek istediği düzenin merkezidir. Ama Amerika’nın bölgedeki tetikçisi vahhabizm ve onun ete kemiğe bürünmüş şekli de Suud’dur. Suud, Arap Birliği ve Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi (KİK) gibi kurumlar aracılığıyla onlarca ülkeyi efendisi adına kontrol etmektedir. Son olarak Amerikan Başkanı Donald Trump’ın ziyareti sırasında Suud’un elli beş İslam ülkesini Riyad’da (İslam / Sünni NATO girişiminde) bir araya getirebilmiş olmasından onun etkinlik sahasını gözlemleyebiliriz. Ancak özellikle Arap saltanatları tamamen yapay iktidarlar olup gerçek göbek bağları ile Amerika’ya bağlıdırlar. Onlar biliyorlar ki, efendileri zarar görürse ilk yüzüstü kapaklanacak olanlar kendileridir.

   Bölgenin hiç şüphesiz en önemli ülkesi Türkiye’dir. Tarihi misyonu, devlet geleneği, stratejik konumu, doğal ve beşeri zenginliği, bölgenin diğer bileşenleri ile karşılaştırılmayacak demokratik ortam, hareketli nüfus yapısı, ordusu ve diğer özellikleri ile Türkiye bölgede kader belirleyici bir aktördür. Türkiye’nin eğilim gösterdiği tarafın eşsiz bir avantaj elde edeceği su götürmez bir gerçekliktir.

   Türkiye şu ana kadar maalesef Batı Asya (Ortadoğu) politikalarında sayısız hata yaptı ve “direniş cephesi”nin ağır zarar görmesi ve zayiat vermesine yol açtı. Ancak tehlike (yani BOP) artık Türkiye sınırlarına dayandı. Son sahne de Türkiye’nin 1952 yılında NATO’ya girmesi ile Atlantik Cephesine bağlanan göbek bağını kesip hür bir devlet olarak Avrasya Cephesi’nde yerini alıp alamayacağını bekleyerek gözlemleyeceğiz…

   Bir de “PYD, PKK, PJAK, IŞİD, Nusra, ÖSO, Boko Haram, Şebab, Kaide, Sultan bilmem ne Tugayı vs…” gibi sayısız yasadışı ve bir de “… Hareketi” gibi pek çok yasallık kazanmış figüran vardır maşa olarak.

Muntazar Musavi

TR.JAMNEWS

Anahtar Kelimeler
YORUMLAR
Fatih Kutlu:

Allah şeytani pilan yapanların pilanını kendisine cevirir. Dünya böyle gitmez. Ne yezitler geldi gitti bu dünyadan!

رد

0

0

Name:
Email:
Comments:
YORUM GÖNDER
İSİM:
E-posta:
YORUMLAR:
GÖNDER
چاپارک
"Jam News" için tüm hakları saklıdır