SON HABERLER
 
 
kod: 283850
نظرات: 61109 بازدید
Tarih: 10 Haziran 2017 Cumartesi
Muhsin Küçüker
Yavuz’un Reçetesi
Yandaş basının son zamanlardaki manşet, yorum ve değerlendirmeleri, gelişmeler karşısında takındıkları tavırlar gerçekten ürkütücü boyutlara ulaştı.
0 0 View 1 نظر
[+] metin Boyutu [-]

     Allah’ın adıyla

    Yandaş basının son zamanlardaki manşet, yorum ve değerlendirmeleri, gelişmeler karşısında takındıkları tavırlar gerçekten ürkütücü boyutlara ulaştı. Özellikle toplumumuzun geçmişte de büyük yaralar aldığı “mezhepçi, bölücü, ayrıştırıcı” tavırlar ve bunu körükleyen bir dil kullanıyorlar… Türkiye toplumunun farklı etnik ve mezhebi kimliğini umursamadan, insanları mensup oldukları özellikle inanç hususunda kolayca ve pervasızca ötekileştirebiliyorlar. Ve maalesef artık bu ötekileştirmede, bazı “gazeteci” sıfatı taşıyan şahıslar, sınırları zorlayan, hatta patlatan bir dille tavsiyelerde bulunuyorlar.

   Bunların örnekleri çok… Biz son birkaç günde yapılan değerlendirme ve yorumlara değineceğiz sadece… Bu birkaç günlük değerlendirmeler dahi öylesine endişe verici ki ürkmemek elde değil. Mesela yandaş gazeteler içinde en radikal olanlarından birisi olan Akit gazetesinin 20 Ocak 2016 tarihli manşeti tek kelime ile korkunçtu: CHP’yi Aleviler ele geçirdi!… Bu kadar aleni ve hem de manşetten kullanılan dil, daha yazının içeriğine bile bakmadan “ötekileştirici” yönünü ayan beyan ortaya koyuyor…

   Yani Alevilerin bir partide sayıca fazla olmaları “büyük bir tehlike” mi? Mesela AKP’nin içinde siyaset yapanların “Sünni” oldukları mı ön plana çıkarılmalı? Bu tanımlama ile nereye varılmak isteniyor? Neye dikkat çekilmek isteniyor? Kimler, neden hedef gösteriliyor? İnsanları artık mensup oldukları mezhebe göre mi tanımlayacağız?

   Türkiye’de faaliyet gösteren siyasi partilerde “kaç tane Sünni, kaç tane alevi, kaç tane Hıristiyan, kaç tane Kürt vs.” tasnifi mi yapacağız bundan sonra? Bunun sonuçlarının ne olacağını göremeyecek kadar basiretsiz miyiz? Yoksa başka amaçlar mı var bu tasnif ve tanımların arkasında? Akit gazetesi, bu manşetinin içeriğinde aynen böyle yapmış ve “CHP yönetiminde şu kadar Alevi, şu kadar Hıristiyan, şu kadar Kürt ve şu kadar da “kendini Alevi olarak gören” var!” diye feveran etmiş.

   Bununla da kalmıyor Akit Gazetesi… Cumhurbaşkanı’na karşı kullandığı bir cümle yüzünden hakkında Cumhurbaşkanı tarafından “hakaret” davası açılan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile ilgili oldukça çirkin ve aşağılayıcı bir karikatür de iliştirilmiş bu manşetin alt tarafına… Kılıçdaroğlu’nun “Alevi” olduğu biliniyor. Şimdi bu manşet ile bu çirkin karikatür beraber düşünüldüğünde nasıl bir algı ortaya çıkıyor? Akit yöneticileri bunları hesaplayamıyorlar mı, yoksa bilerek, özellikle mi yapıyorlar?

   Sadece Akit mi? Hayır… Diğer gazetelerde de buna benzer yorum ve analizler var… Kendileri gibi düşünmeyenleri, hiç tereddüt etmeden “vatan haini, birilerinin maşası” olarak yaftalayabiliyorlar. Mesela Yeni Şafak’ta İbrahim Karagül, Cumhurbaşkanı’na söylediği ve dava konusu olan bir söz yüzünden “Kim, sana ne ihale verdi?” diye Kılıçdaroğlu’na seslenebiliyor… Ve yazısını “Ama biz, o yüzde 52’nin tarih değiştirecek bir güç olduğuna inanıyoruz. Bunu sen de öğreneceksin Kılıçdaroğlu…” (1) diye bitirebiliyor.

   Hatta Akit’in manşetine rahmet okutacak bir değerlendirme de bomba gibi düştü medyaya… Gazeteci Mustafa Özcan, Vahdet Gazetesi’nde yazdığı bir yazıda açıkça Şiileri/Alevileri hedef gösterdi. (2) Başından sonuna kin ve nefret dolu olan yazı, gelinen noktayı ortaya koyması açısından oldukça çarpıcı… “İran Ödülünü Kaptı!” başlıklı yazısında Mustafa Özcan, Şiilere karşı açıkça bir nefret suçu işliyor. Şu satırlar onun: “Bir zamanlar Süleyman Nazif, Musul’da görevli iken İranlı Azeri mollalardan birisi ziyaretine gelir. Mesele Osmanlı İran münasebetlerine kayar. Adam, ‘tenim Türk’tür ama ruhum Perstir’ diye cevap verir. Saddam döneminde yıllarca Bağdat’ta kalan bir arkadaşım da yeni tecrübeler ışığında bu gerçeği doğruladı. Türkmen veya başka ırktan ama Şii kim olursa olsun Pers sevgisiyle meşbudur, kendisini ve varlığını onların hizmetini adamıştır. Milli çıkarlarına hizmetle mükellef addeder.” “Pers sevgisi” derken, aynı zamanda İran’ın “Pers ırkçılığı yaptığını ve bütün Şiilerin de bu Pers ırkçılığının hizmetinde olduğunu” vurguluyor… Yazının devamında İran’ın ne kadar kaypak, kötü, ikiyüzlü, artık aklınıza gelen ne kadar kötü sıfat varsa onlara sahip biri olduğunu kusan Özcan, İmam Humeyni’ye de ağır hakaretler ettikten sonra sözü “uyanan Sünni devi”ne getiriyor: “İran uyanan Sünni devine karşı Batı’nın bariyeri, jandarmasıdır. İran da bunu umut etmiş ve bu uğurda 37 yıldır ifa ettiği hizmetlerinin ödülünü kapmıştır. İran ile Batı arasındaki müta nikahı Katolik nikahına dönüşmüştür.”
İran İslam İnkılabının 37 yaşında olduğuna dikkat çekerek, nükleer enerji konusundaki İran-Batı anlaşmasının aslında İran’ın “37 yıl önce İslam İnkılabını gerçekleştirerek Sünni devinin önünü kesmesinin ödülü” olduğunu söylüyor. Ve bu hezeyanı, adı “Vahdet” olan bir gazetede kusuyor!…

   Yazısının devamında “içimizdeki sefil kadroların” gafilliğinden ve bu gafletten istifade eden hainlerin varlığından yakınan Özcan, “Cüce ve kadük adamlar düşmanın beşinci taburu olarak görev yapmışlardır. Bugün AK Parti de kadrolarını alaca olarak kurduğundan mail-i inhidam çürük bir zemin oluşmuştur. Bastığınız yer çatırdıyor.”
Diyerek AKP kadrolarının “alaca”, yani tek renkli olmayan bir yapıya sahip olduğunu ve bunun da “düşmanın” (yani İran’ın) işine yaradığından yakınıyor. Peki bu farklı renkler, bu “alaca” rengin sebebi olanlar kimlermiş: “En büyük görev, kişiliksiz kadroların tasfiyesidir. Bunların bir kısmı İrancı öteki kısmı ise Kürtçüdür. İkisi de aynı kapıya çıkar. Popülizmle yürünen yol veya alınan mesafe bu kadardır. Biz sonuçta İran’ın onun bunun bedelini değil ciddiyetsizliğimizin ve gevşekliğimizin bedelini ödüyoruz.” Ve asıl söylemek istediğini haykırıyor bütün kin ve nefretiyle: “Türkiye iç çürüklerini ayıklamalı ve bağırsaklarını temizlemelidir.”
Bunun nasıl yapılacağını ise tek cümlede vurguluyor Mustafa Özcan:
“Yavuz’un reçetesinden başka reçete kalmamıştır.”

Nedir “Yavuz’un reçetesi”?

   Tarihe göz atmaya bile gerek yok. Çünkü bu topraklarda yaşayanlar, Yavuz’un reçetesinde ne olduğunu hiç unutmadılar ki? Yaşadıkları onca acının, uğradıkları kıyımın, karşılaştıkları acımasız ve aşağılayıcı muamelenin mimarını nasıl unutabilirler? Yavuz’un reçetesinde ölüm vardı, kıyım vardı, sürgün vardı, aşağılanma ve ötekileştirme vardı, “dinsizlikle suçlanma” vardı, “kestiğinin, pişirdiğinin haram olduğu” yargısı vardı, iftira vardı, hapis ve işkence vardı, adamdan dahi sayılmama vardı ve daha neler neler… Dışarıda “İran ile savaş, içeride Alevi/Şii olanlara karşı kıyım!”… İşte Yavuz’un reçetesi… O reçetenin neler getireceğini hatırlamak babından bir bölümüne bakalım isterseniz:
““Müslümanlar! Bilin ve öğrenin ki şu Kızılbaş toplumunun başkanları Erdebil-oğlu Şâh İsmail’dir. Peygamberimiz aleyhisselâm’ın şeriatini ve sünnetini ve İslâm dînini ve din bilgisini ve Kur’ânı küçümsedikleri ve de Allah Tâlâ’nın haram kıldığı günahlara “Helâldir” dedikleri ve Kur’ân’ı ve mushafları ve şerîat kitaplarını hor görüp ateşte yaktıkları ve de bilginlere ve dindarlara ihanet edip öldürüp mescitlerini yaktıkları ve de pis başkanlarını Tanrı sayıp secde ettikleri ve de Hazret-i Ebû Bekir’e ve Hazret-i Ömer’e sövüp halifeliklerini inkâr edip sövdükleri ve de peygamberimizin şeriatini ve İslâm’ı yok etmeye kast ettikleri, bu anılan ve de bunların Şeriat’a karşı söz ve davranışları bu fakire ve diğer İslâm âlimlerine göre tevâtürle bilinip açıkça belli olduğundan biz dahî Şeriat’ın hükmü ve kitaplarımızın nakli ile fetvâ verdik ki adı geçen toplum Kızılbaşlar kâfir ve dinsizdirler ve de her kimse ki onlara uyup o sapık dinlerine râzı ve yardımcı olursa onlar da kâfir ve dinsizlerdir.

   Bunları dahî öldürüp toplumlarını darmadağın etmek, tüm Müslümanlara vâcip ve farzdır. Müslümanlardan ölen said ve şehid olup Cennet’e girer ve onlardan ölen aşağılayan Cehennem’in dibindedir. Bunların hâli kâfirlerin hâlinden daha fena ve çirkindir. Zîrâ bunların kestikleri ve avladıkları ister doğanla, ister ok ile ve av köpeği ile olsun, murdardır ve nikâhları gerek kendilerinden, gerek başkasından alsınlar, bâtıldır ve de bunlara kimseden mîras yoktur.
Bir bucak halkı bunlardan olsa da Allah yardımcısı olsun, Osmanlı Padişahı’na gerekir ki bunların (Kızılbaşların) ileri gelenlerini öldürüp mallarını ve kadınlarını dahî ve çocuklarını İslâm gâzilerine taksim ede ve bunları ele geçirilince tövbeliklerine ve pişmanlıklarına inanmayıp öldürülmeli ve de bir kimse ki vilâyette olup onlardan olduğu bilinirse ya da onlara giderken yakalanırsa öldürülmeli ve tüm bu toplum hem dinsizdir ve hem bozguncudur, iki yönden katledilmeleri vâciptir. Ey Allah’ım! Dîne yardım edene sen de yardım et ve Müslümanları hor göreni sen de hor gör, (bu fetvâyı veren) Sarı Görez adıyla meşhur el-Müftü Hamza”(3)

   Yukarıdaki fetva Yavuz’un Şeyhülislamı Müftü Nurettin El Hamza’nın fetvasıdır. İşte Mustafa Özcan’ın “Yavuz’un reçetesi” dediği ve “bundan başka reçete kalmamıştır” diye vurguladığı “reçete” budur…
Şimdi bu pervasız, ötekileştirici, ayrıştırıcı, mezhepçi, kin ve nefret dolu dil neyi hedefliyor? Ne yapmak istiyorlar? Acaba “yandaş mahalleden”,bu ağır dile eleştiri getirecek, “ne oluyoruz?” diyecek birisi çıkmaz mı?
NOT: Mustafa Özcan’ın “Vahdet” adlı gazeteden ayrılmış ya da işten el çektirilmiş. Ancak yukarıdaki yazı nedeniyle değil… Yani Vahdet gazetesi, Özcan’dan yukarıdaki yazısından dolayı rahatsız olmamış. Ayrılığa rahmetli Erbakan Hoca ile ilgili bir yazı neden olmuş. Ama madem rahatsız olacaklardı Erbakan Hoca ile ilgili o yazıyı neden yayınlamışlar? O da ayrı bir soru işareti… (M.K.)

.................................................................................................

KAYNAKLAR:
1- İbrahim Karagül, “Kim, sana Ne ihale Verdi kılıçdaroğlu” başlıklı yazı, Yeni Şafak Gazetesi, 20 Ocak 2016, http://www.yenisafak.com/yazarlar/ibrahimkaragul/kim-sana-ne-ihale-verdi-kilicdaroglu-2026302
2- Mustafa Özcan, “İran Ödülünü Kaptı” başlıklı yazı, Vahdet gazetesi, 19.01.2016, Not: Yazı gazetenin internet sayfasından kaldırılmış olup yazıyı okumak için bakınız: http://www.on4haber.com/haber/alevi-ve-siilere-nefret-kustu-yetmedi-hedef-gosterdi-/81502/
3- http://tr.wikisource.org/wiki/M%C3%BCft%C3%BC_El_Hamza%27n%C4%B1n_K%C4%B1z%C4%B1lba%C5%9Flarla_ilgili_fetvas%C4%B1
( Not: Sitenin bu fetva için gösterdiği kaynak:
• Şehabeddin Tekindağ, “Yeni Kaynak ve Vesîkaların Işığı Altında Yavuz Sultan Selim’in İran Seferi”, İstanbul Üniversitesi Eedbiyat Fakültesi Tarih Dergisi, Sayı 22, s. 17, 1968
• ↑ Gülağ Öz. İslamiyet Türkler ve Alevilik. s. 188, 1999, Ankara, ISBN 9757059021

Muhsin KÜÇÜKER

TR.JAMNEWS

Anahtar Kelimeler
YORUMLAR
Ali Solhan:

Allah yavuza lanet eylesin. Ömrü katliyamla geçmiş, Katil ve cani birisi.

رد

1

0

Name:
Email:
Comments:
YORUM GÖNDER
İSİM:
E-posta:
YORUMLAR:
GÖNDER
چاپارک
"Jam News" için tüm hakları saklıdır