kod: 283961
نظرات: 26 بازدید
Tarih: 19 Haziran 2017 Pazartesi
Serdar Duman
Katar Krizi ve Vahdet Umudu
Katar krizi ile başlayan süreç Ortadoğu'da oyunun yeniden kurgulandığı bir görüntü veriyor...
0 0 View 0 نظر
[+] metin Boyutu [-]

Katar krizi ile başlayan süreç Ortadoğu'da oyunun yeniden kurgulandığı bir görüntü veriyor olsa da, aslında bilinen ama saptırılan gerçeğin su üstüne çıkmasını sağladı.

Ortadoğu'daki temel gerçek her zaman, bölge halklarının kendi dinamikleri ile ortaya çıkmış İslami hareketlerin Amerika açısından ciddi risk görülmesi şeklinde tezahür etmiştir. Ancak bu gerçek manipüle edilerek İslami hareketler ılımlı ve radikal olarak tanımlanmış ve Müslümanların direnme potansiyeli bölünmelerle zayıflatılmaya çalışılmıştır.

Suriye sorununu sürekli olarak,  İran müdahalesi ve yayılmacılığı olarak lanse edilen bir algı operasyonu ile gündemleştirildi. Asıl meselenin Amerika'nın Suriye'ye müdahalesi olduğu, Türkiye ile Suudi Arabistan başta olmak üzere birçok İslam ülkesinin ve İhvan-ı Müslimin, Hamas gibi Sünni İslami hareketlerin de bir şekilde bu müdahaleye alet edildiği, oluşturulan duygusal ve manipülatif ortam nedeniyle yeterince müzakere edilemedi.

Suriye sorunu üzerinden mezhepsel fay hatları kırıldı ve mezhep eksenli ayrışmalar zirveye taşındı.

Amerika her dönemde İran'ı Ortadoğu'da birincil tehdit olarak gördüğünü ilan etmesine rağmen; Türk dış politika yapıcıları Obama döneminde Amerika'nın Türkiye'yi ihmal edip İran'ın önünü açtığı kuruntusu ve tarihsel rekabet duygusu ile İran'a her türlü yaftayı layık gördüler.

İran'ın; Irak, Suriye ve Yemen'den sonra sıranın kendisine geleceği öngörüsüyle bu ülkelerde cephe açması ülkemiz siyaset aklı tarafından kasıtlı veya kasıtsız olarak doğru okunmadı/okunamadı.

Türkiye'nin Irak ve Suriye'de iç müttefik arayışları gözardı edilerek, İran'ın aynı ülkelerde gerçekleştirdiği iç ittifaklar sürekli şeytanlaştırıldı.

Gelinen noktada; Amerika Katar krizi üzerinden bölgedeki efendiliğini teyit ettiriyor. Diğer bir deyişle bölgede her türlü oyunu ben kurarım ve ben bozarım mesajını güçlü bir  şekilde herkese duyuruyor. Kriz; Amerika'nın Ortadoğu'daki en büyük üssüne ev sahipliği yapan ve bir şehir devlet olan Katar'a ayar vermekten çok, bölgenin iki önemli ülkesi İran ve Türkiye ile birlikte Hamas, İhvan-ı Müslimin, Hizbullah gibi hareketlere ayar vermeyi amaçlıyor. Krizin geldiği bugünkü aşama, asıl hedefin Katar olmadığının net işaretlerini taşıyor.

Krizin sonunu tahmin etmek zor değildir. Amerika devreye girerek başlattığı krizi sonlandıracaktır.  Bu arada yerinden oynadığı düşünülen bazı taşlar tekrar yerine konulacaktır.

Bizim krizin görünen yüzünden çok, krizin doğurduğu hayrı konuşmamız gerektiği kanaatindeyim.

Amerika Katar üzerinden bölgeye ayar verirken önemli bir hata yaparak, üstü örtülü olan gerçeğin tekrar gündemleşmesine vesile olmuştur.

"Amerika kendisi ile mutlak bağlılık ilişkisi içerisinde olmayan İslam ülkelerini ve İslami hareketleri ılımlı-radikal ayrımı yapmadan karşı cephede görmektedir" tezi yeniden ümmetin gündemine oturmuştur. Bu gelişme son süreçte kaybettiğimiz vahdet şuurunu tekrar diriltmeye adaydır.

Allah (c.c)'ın Amerikan emperyalizminin tuzağını nasıl boşa çıkardığına, şerri hayra dönüştürdüğüne tanık olduğumuz günlerden geçiyoruz.

Bu aşamayı şükrederek ve aklederek topyekün bir direnişe dönüştürmeliyiz.

Virajı hayırlı bir şekilde alarak yeni bir sürece evrilme noktasında iki husus çok önemlidir:

Birinci olarak; İslam ülkeleri kendi iç barışlarını sağlamak zorundadırlar. Çatışmaların yerini müzakere ve barışa bırakacağı bir dönem için seferber olmalıyız.

Siyasette, hukukta, ekonomide, sosyal alanda adaleti hakim kılmalıyız. Mezhebi ve etnik ayrışmaya dönük her türlü yaklaşımdan ve uygulamadan uzak durmalıyız.

Kendi iç barışını sağlayamamış bir coğrafyanın toparlanması ve emperyalizm ile hesaplaşması mümkün değildir.

Özellikle de Kürt sorununun bölgesel bazda çözülmesi ve bu sorunun emperyal güçlerin kulllandığı bir malzeme olmaktan çıkarılması elzemdir.

İkinci olarak; hiçbir İslam ülkesinin tek başına Amerika ile başa çıkma gücünün olmadığı görülerek, bölge ülkelerinin D-8'i canlandırması ya da benzeri ittifaklar kurması büyük önem arzetmektedir.

Özellikle de Türkiye ve İran'a görev düşmektedir. Bu iki ülke rekabeti bırakıp dayanışmayı öncelemelidir.

Önümüzdeki süreçte Amerika, İran ve Türkiye'yi dize getirmek için her türlü siyasi, ekonomik, sosyal, istihbari oyunu örtülü veya örtüsüz bir şekilde sahneye koymakta tereddüt etmeyecektir.

Türkiye ve İran'ın dünü unutup, birbirleriyle güven tazelemeleri ümmetin geleceği açısından hayati öneme haizdir.

Türkiye ve İran siyaset aklının sıranın kendilerine geldiğinin farkında olarak güçlü bir ittifak ilişkisi ile emperyalizmin oyununu bozmaları gerekmektedir.

Temennimiz; ümmetin zihninin ve kalbinin yeniden hakikate yöneldiği bugünlerde, emperyalizmin coğrafyamızdan sökülüp atılacağı bir iradenin hayata geçirilmesidir. Allah (c.c)'tan umutlarımızın yeşerdiği bu süreci hayırlı bir sona ulaştırmasını niyaz ediyoruz.

 islamianaliz

Anahtar Kelimeler
İLGİLİ HABERLER
YORUMLAR

Name:
Email:
Comments:
YORUM GÖNDER
İSİM:
E-posta:
YORUMLAR:
GÖNDER
چاپارک
"Jam News" için tüm hakları saklıdır