SON HABERLER
 
 
kod: 284054
نظرات: 219028 بازدید
Tarih: 24 Haziran 2017 Cumartesi
Serdar Gündoğdu
Osmanlı'da Ramazan Kültürü
Mübarek Ramazan ayı diğer İslam toplumlarında olduğu gibi Osmanlı Devletinde de ayrı bir heyecan ve hava yaratmaktaydı. Ramazan ayının önemi devletin işleyişinde ve toplumun yaşantısındaki etkisi hissedilecek derecede belirgindi.
0 0 View 0 نظر
[+] metin Boyutu [-]

   Ramazan ayının başlangıcını belirlemek için İstanbul Kadılığı farklı bölgelere uzmanlar yollayarak “Ramazan Hilalini” gözetlemesi ve “Yevm-i Şek” denilen Şaban ayının son günlerinde yapılan gece nöbetleri bu mübarek ayın başlangıcında yaşanılan önemli hareketlilik olarak karşımıza çıkmaktadır.

   Osmanlı Devletinde yaşanılan bu hareketlilik ile birlikte yaşanılacak toplumsal sıkıntıları ortadan kaldırmak veya en aza indirmek için “Varaka-i Mahsusa” isimli Ramazan Tenbihnâmeleri (tezkire) yayımlanmaktaydı. Tenbihnâmeler ile ilgili örnekleri yazımızın ileri kısımlarında nakledeceğiz ama asıl mesele bu tenbihnâmeler ile halkın maneviyatlı bir ay geçirmesi için yaşanılan telaştır.

   Osmanlı Devletinde özellikle devlet erkânında bulunan kişiler farklı günlerde iftar vermesi, Hırka-i Saadet merasimi ve Huzur Dersleri adı altında düzenlenen programlar önemli etkinliklerin başında karşımıza çıkmaktadır. Osmanlı Devletinde ve toplumunda -başta İstanbul olmak üzere- Ramazan telaşı bugün televizyon kanallarında bize yansıtıldığı gibi salt eğlence kültürü şeklinde yaşanmamıştır. İftar sonrasında toplumun her alanında yapılan etkinliklerle toplumsal kaynaşma ve manevî hava yüksek tutulmaya çalışılmaktaydı. Ramazan ayı tarih boyunca her toplumun kültür öğeleri ile süslenmiş ve farklı coğrafyalarda farklı renklerle hayat bulmuştur.

   Osmanlı Devletinde sanat haline gelen ve günümüzde teknoloji ile birleşerek yaygınlaşan “Mahya” sanatı Ramazan ayının en belirgin özelliklerinden biri halini almıştır. Osmanlı Devletinde başkent İstanbul’da çift minareli camilerin iki minaresi arasına zeytinyağı doldurulan kandiller kullanılması vasıtasıyla yazı yazma sanatıdır. Mahya farsça kökenli bir kelime olup “Aylık” manasına gelmektedir. Bu ışıklandırma sistemi sadece Ramazan ayına has olduğundan bu isimle anılmış ve ün kazanmıştır. Mahya kullanımına Osmanlı Devletinde ilk olarak 1588 yılında III. Murad döneminde yayımlanan tenbihnâme’de rastlanılmaktadır. Eyüp Sultan Cami minareleri kısa olduğundan 1723 yılında Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın emri ile mahya asılacak derecede yükseltilmiştir.

   Mahyaların Ramazan kültüründeki en önemli görevlerinden birisi de Ramazan hilalinin görüldüğünü İstanbul halkına haber vermekti. Yukarıda belirttiğimiz gibi Ramazan hilalini gözetlemekle görevli uzmanlar hilali gördüklerinde Şeyhü’l- İslam’a bildirir ve o gece mahyalar yakılarak halka Ramazan ayının başladığı haberi verilirdi. Mahyacılık, Osmanlı Devletinde ilerleyen zamanlarda önemli sanat dallarından biri haline gelmiştir. Mahyalar, içerik olarak dini kelimelerden oluşturulurdu. Bunlara örnek vermek gerekirse bazıları;

Ya Allah, Ya Muhammed, La İlahe İllallah, Sefa Geldin Ey Ramazan, Dünya Ahiretin Tarlasıdır, Bismillahirrahmanirrahim.

Mahyacılığın zor sanat olmasından dolayı her çift minareli caminin kendine ait mahya ustası olurdu. Bu mahyacılar hazırladıkları güzel mahyalar ile adeta bir yarış içersine girerlerdi. Mahyalarda genellikle Sülüs yazı şekli kullanılmıştır.

   Osmanlı Devletindeki Ramazan kültürünün en önemli parçalarından bir diğeri ise Ramazan öncesinde halka bildirilen ve insanların bu mübarek aya hazırlamak için ilan edilen tenbihnâmeler idi. Bu tenbihnâmeler halk sağlığının korunması, toplumsal huzurun ön planda tutulması, çevre temizliği gibi konularda düzenlemeler içermekteydi.

1834 yılında İstanbul kadısına hitaben yazılan bir tenbihnâme’de II. Mahmut’un kutsal ayda namaz kılmak amacıyla camileri ziyaret edeceği bu nedenle edep ölçülerine her zamankinden daha fazla riayet edilmesi belirtilmiştir. Yine bu tenbihnâme’de askeri personel haricinde hiç kimsenin askere mahsus olan yaka ve yenleri kırmızı ve şeritli kıyafetler giyilmemesini, bellerine zinhar kılıç takmamalarını, dükkân ve evlerin önlerinin temiz tutulup, mezbele ve hayvan leşi gibi şeylerin atılmayacağı konusunda uyarı yapılmıştır. (Takvim-i Vekayi, nr. 74, 19 Şaban 1249/ 31 Aralık 1833)   

   Bu tenbihnâmeler de bunların yanında tiyatro, karagöz ve orta oyunu gibi gösterilerde müstehcen sahneler ve küfür içeren sözlere yer verilmemesi, halkın zihnini bulandırıcı ideolojik konulardan uzak durulması, resmi dairelerde vakit namazlarının cemaatle kılınması ve kadınların açık- saçık ve İslam adabına aykırı gezmemeleri istenmiştir.

Osmanlı Devletinde, Ramazan ayına mahsus teşrifatlardan bazıları ise Huzur Dersleri ile Hırka-i Saadet merasimidir.

   Huzur Dersleri, Padişahın huzurunda Ramazan ayının ilk on gününde seçkin alimlerin katılımıyla yapılan tefsir dersleridir. Bu dersler sistemli şekilde ilk olarak Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından III. Ahmed döneminde sonuncusu ise Sultan Vahdeddin zamanında (1923)’te yapılmıştır.

   Hırka-i Saadet merasimi ise kutsal emanetlerin İstanbul’a getirilmesiyle başlamıştır. Ramazan ayının on ikinci günü emanetler Revan odasına taşınır sonra her yer süpürülüp gül suyu ile yıkanır, öd ağacı ve amber yakılarak Hırka-i Saadet ziyarete hazırlanırdı. Merasime katılacak devlet adamlarına tezkireler gönderilerek davet edilirdi.

   Osmanlı Devlet teşrifatında yaşanılan Ramazan hazırlıkları ile birlikte özellikle İstanbul halkı arasında da Ramazan ayına mahsus bazı uygulamalar bulunmaktaydı. Bu uygulamalar arasında en dikkat çekenlerden bazıları; oruç tutan çocukların düşünülerek okullarda derslerin yarım güne indirilmesi, türbe ziyaretleri- ki İstanbul’da Eyüp Sultan'ın türbesi en meşhur olandı- çokça yapılırdı. “Cerre çıkmak” isimli uygulamayla köylere ve kasabalara halkı aydınlatmak için gönderilirdi. Ramazan ayında Cuma namazları her hafta başka camilerde kılınırdı. Ramazan ayına has geleneklere uygun olarak ilk Cuma namazı Ayasofya, ikinci namazı Cuma Eyüp Sultan, üçüncü namazı Cuma Fatih, son Cuma namazı da Süleymaniye camilerinde kılınmaktaydı. Bunların yanında bir de Ramazan ayının vazgeçilmezi olan Ramazan Davulcuları vardı ki bunlar kendilerine has şekilde davul çalıp, çocukları mutlu edecek maniler okuyup bahşiş beklerlerdi. Karagöz ve Orta Oyunu ise Ramazan akşamlarında halkın en eğlenceli meşgaleleri arasında yer almakta ve bu oyunlar insanla arasında toplumsal birlikteliği sağlamada önemli faktörler olarak karşımıza çıkmaktadır. Tarih boyunca yaşandığı farklı coğrafyalarda farklı renklere bürünen Mübarek Ramazan Ayı Osmanlı toplumunda -İstanbul dikkate alınarak- bu şeklide yaşanılmıştır.

TR.JAMNEWS

Anahtar Kelimeler
YORUMLAR

Name:
Email:
Comments:
YORUM GÖNDER
İSİM:
E-posta:
YORUMLAR:
GÖNDER
چاپارک
"Jam News" için tüm hakları saklıdır