SON HABERLER
 
 
kod: 285157
نظرات: 655 بازدید
Tarih: 10 Eylül 2017 Pazar
Mehdi Aksu
Gadir-i Hum'u Bir de Böyle Anlamak-1
Hz. Fatıma’dan sonra imam Mehdi (a.f) dışında bütün Ehlibeyt imamları kılıç veya zehirle katledilmişlerdir
0 0 View 0 نظر
[+] metin Boyutu [-]

   

    Hz. Peygamber (s.a.a) ömrünün son yılında veda haccından dönerken zilhicce ayının on sekizinde Gadir-i Hum denilen birde yaklaşık bir saat on dakikalık bir konuşma yapmıştır. O gün o vadide on binlerce hacı Resul-ü Ekrem’in konuşmasını ve hutbe içerisindeki Allah ve Resulünün emirlerini işittiler. Ama ne yazık ki İslam ümmeti Peygamberin vefatından sonra hutbe içerisindeki emirleri göz ardı etililer ve kabullenmediler. Hutbe içerisindeki emirleri kabul edenlerde o emirlere yeterince ve dolayısıyla Gadir kavramına fazlasıyla önem vermediler.

   Hz. Peygamberin Ehlibeytini sevmek Şura süresinin yirmi üçüncü ayetine göre farz olmasına rağmen, ümmet olduklarını zannedenler Allah Resulünün vefatından sonra sevgileri farz olan Ehlibeyt imamlarını birer birer katlettiler. Daha Hz. Peygamberin mezarı şerifinin toprağı kurumamışken, Hz. Peygamberin, rızası Allah’ın rızası gazabı Allah’ın gazabı dediği ve kalbimin meyvesi diye addettiği kızı Hz. Fatıma’nın evine baskın yaptılar ve onun hakkı olan Fedek hurmalığını ondan gasp ettiler ve hamile olduğu altı aylık Muhsin adında çocuğunun düşmesine neden oldular. Hz. Fatıma bu olaylarda almış olduğu darbe ve yaralar neticesinde şehadete erişti ve babasından yetmiş beşi gün sonra dünyasını değiştirdi.

   Hz. Fatıma’dan sonra imam Mehdi (a.f) dışında bütün Ehlibeyt imamları kılıç veya zehirle katledilmişlerdir. İnsanlık tarihinin önceden ve sonradan eşine rastlanmamış bir şekilde, İmam Hüseyin’i hunharca ve canice kardeşleri, evlatları ve ashabı ile birlikte katlettiler ve Ehlibeytin kızlarını çocuklarını esir alıp şehirlerde dolaştırdılar.

   O gün Ümmet Gadir-i Hum olgusu ve kavramını anlamış ve derk etmiş ve o kavramlara iman getirmiş olsaydı bunların hiçbirisi olmazdı. Peygamber Ehlibeytine bunların yapılma nedeni Gadir-i Hum kavramının kabul edilmemesiydi. Hatta bugün Ehlibeyt çizgisinden giderek Resul-ü Ekrem’in sünnetine ve ilahi kavramlara amel eden Şialara yapılan saldırıların, Şialar hakkında hakikatle bağdaşmayan söylemlerin yapılmasının sebebi de Gadir-i Hum’un tanınmamasından kaynaklanmaktadır.

   Aziz kardeşlerim! İslam dininin iki tane önemli sütunu vardır. Bu iki sütun “Tevhit ve Nübüvvet” sütunlarıdır. Bu iki sütun velayet ve imamet temelinin üzerine bina olunmuştur. Bu iki sütunu muhafaza etmenin ve anlamanın yolu velayet temelinden geçer. Velayet temeli bu iki sütunun altından alındığı zaman bu iki sütunda sarsılır ve dolayısıyla tevhit ve nübüvvet olduğu gibi anlaşılmaz. Bir binanın ana sütunları sarsıldığı zaman aklıselim insanlar o binada artık oturmazlar. Zira ana sütunlar sarsıldığından dolayı bina da sarsılmış olur.

   Yaşadığımız dünyada yedi milyarın üzerinde insan yaşamasına ve İslam dini her açıdan sağlam delillere dayalı olmasına, arı duru ve net olmasına rağmen insanlığın çoğunun İslam dini dışında olması ve diğer hurafe dinlere inanmalarının sebebi Kuran’ın tevhidi, nübüvveti ve Kuran’ın İslam’ının velayet kanalıyla anlatılmaması ve kabul edilmemesinden kaynaklanmaktadır. Zira velayete olan üçüncü şahadeti kabul etmeyenler ilk iki şahadeti de anlayamazlar.

   İmam Rıza (a.s) Medine’den Horasan’a doğru geldiğinde Nişabur halkı günler öncesinden İmam Rıza’nın Nişabur’dan geçeceğinin haberini almışlar ve İmam Rıza’nın Nişabur’a gireceği gün şehrin meydanında ve sokaklarında toplanmış, İmam Rıza’yı beklemekteydiler. İzdiham halinde toplanan halkın içerisinde birçok ilim ehli bulunmaktaydı. Bu âlimlerin tamamının ellerinde kalem ve kâğıtlar bulunmaktaydı. Onların amacı İmam Rıza’dan bir cümle ve nasihat duymak ve duyduklarını yazmaktı. İmam Rıza halkın içerisine geldiği zaman insanlar imam Rıza’dan bir nasihat istediler. İmam Rıza (a.s) devesinin üzerinde halka dönerek şöyle buyurdu; “Ey insanlar! Ben babam Musa Kazım’dan, O babası Caferi Sadık’dan, O babası Muhammed Bakır’dan, O babası Zeyn-ül Abidin’den, O babası Hüseyin’den, O babası Ali’den, O Resulü Ekrem’den, O Cebrail’den (Allah’ın selat ve selamı cümlesinin üzerine olsun) Cebrail de Allah’uTealadan duymuş: Allah’uTeâla şöyle buyuruyor; “La ilahe illellah kelimesi benim kalemdir, kim benim kaleme girerse azabımdan âmânda olur.”

   İmam Rıza bu hadisi buyurduktan sonra halkın çoğunluğu özellikle âlim olanlar şaşırmışlardı. Zira İmam Rıza (a.s) oradaki halka bilmedikleri bir şeyi söylememişti. Çünkü Nişabur halkı yıllar öncesinden İslam’ı kabul etmiş ve La ilahe illallah demekteydiler. Bu cümle halkı Müslüman olmayan insanların içerisinde söylendiği zaman önem teşkil eder. Ama halkı Müslüman olan halka Müslümanlık kurtuluştur demek insanların dikkatini pek çekmez. İmam Rıza (a.s) bu cümleyi buyurup birkaç adım attıktan sonra tekrar halka dönerek şöyle buyurdu; “Ancak bunun şartları vardır ve ben o şartlardan birisiyim.”

   İmam Rıza (a.s) ikinci cümlesiyle kelam mucizesini göstermişti. Zira insanlara bilmedikleri veya bilip de gaflet ettikleri yahut kabullenmedikleri bir gerçeği hatırlatmış oldu. İmam açıkça şunu buyurmak istiyordu; Yani, ey insanlar, La ilahe illallah kelimesinin Allah’ın kalesi olması bir hakikattir. Ancak o keleye girmenin şartları vardır ve bu gün o kaleye girmenin şartı beni ve benim velayetimi kabul etmektir.

   O gün o kaleye girmenin şartı imam Rıza’nın velayetini kabul etmekten geçtiği gibi İmam Rıza’dan önce İmam Musa Kazım (a.s), ondan önce İmam Caferi Sadık (a.s), ondan önce imam Muhammed Bakır (a.s), ondan önce imam Zeyn-ül Abidin (a.s), ondan önce imam Hüseyin (a.s), ondan önce imam (Hasan (a.s), ondan önce imam Ali’nin velayet ve imametini ve imam Ali’den önce de Hz. Peygamber’in risaletini kabul etmekten geçiyordu. İmam Rıza’dan sonrada o kaleye girmenin şartı imam Muhammed Taki (a.s) ve sonrasında imam Ali Naki (a.s) ve ondan sonra da imam Hasan Askeri’nin velayetlerini kabul etmeye bağlıydı. Günümüz dünyasında ise Allah’ın kalesine girmenin şartı İmam Mehdi’nin velayet ve imametini kabul etmeye bağlıdır. Zira bu zikredilen konum imam Rıza’nın Nişabur da halka buyurmuş olduğu cümleden açık bir şekilde anlaşılmaktadır.

   Tevid inancını ve hakikatini masumdan almayan birisinin tevhid inancı Allah’ın murat ettiği tevhid olmaz. Çünkü masumun dışında Allah’ı tanımaya çalışanlar öyle bir Allah ve öyle bir peygamber anlatmışlardır ki bu anlatılanların uzaktan yakından Kuranı Kerimle uyuşmadığını görmek mümkündür.

   Aziz kardeşlerim! Tatlılık şekerden alındığında, tuzluluk tuzdan alındığında onlara artık şeker ve tuz demezler. Gadir-i Hum hutbesi ve kavramı Ehlibeyt mektebine mensup olanların şekeri, tuzu ve iksiridir. Bu hutbe Ehlibeyt mektebinin en önemli senetleri ve tapularından bir tanesidir. Acaba insan dünyadaki maddi senet ve tapulara önem verdiğinin ne kadarını mektebin tapusuna göstermiştir. Gadir-i Hum hutbesi ve kavramı mektebe mensup olan birisinden alındığı zaman onun elinde acaba ne kalır?

   Allame Emini şöyle anlatıyor; Aşura günü Ehlisünnet âlimlerinden bir arkadaşımla Kerbelaya gittik. Arkadaşım Kerbela’daki kalabalık ve izdihamı gördüğünde çok şaşırdı ve şöyle dedi; Bu Caferiler aşura gününe ne kadar da önem veriyorlar. Bu sözü duyan Allame Emini o âlime şöyle diyor; Biz Caferiler eğer Gadir-i Hum gününe de Aşura gününe verdiğimiz önemi vermiş olsaydık sizler Gadir-i Hum gününü ve kavramını inkâr edemezdiniz. Bizler bu gün Aşura gününü önemsemeseydik, sizler Yezid’i savunma adına Kerbela’yı inkâr ederdiniz.

   Allame Emini’nin bu cümlesinin içinde birçok mana yatmaktadır. Demek ki bizler Gadir-i Hum gününe pek fazla yoğunlaşmamış ve vermemiz gereken önemi vermemişiz.

Selam ve Dua ile

Mehdi AKSU

TR.JAMNEWS

YORUMLAR

Name:
Email:
Comments:
YORUM GÖNDER
İSİM:
E-posta:
YORUMLAR:
GÖNDER
چاپارک
"Jam News" için tüm hakları saklıdır