SON HABERLER
 
 
kod: 285405
نظرات: 43 بازدید
Tarih: 9 Ekim 2017 Pazartesi
Serdar Gündoğdu
Tarih nedir?
Tarih, insan odaklı bir bilimdir. Dolayısıyla insanın geçmişte icraata döktüğü eylemlerin tamamı inceleme ve bu faaliyetleri günümüz insanının zihin süzgecinden geçirerek geleceğe aktarma görevini ifa etmektedir.
0 0 View 0 نظر
[+] metin Boyutu [-]

   Geçmişten günümüze kadar tüm nesillerde sıkça sorulan soruların başında gelmektedir. Bazı insanlara göre, okunması ve ya bilinmesi angarya olan bilgiler yığını, nazı insanlara göre ise bugünü anlamanın ve geleceği inşa etmeni yegâne yoludur. Biz bu soruya üniversite yıllarında okuduğum E. Carr’ın “Tarih Nedir?” kitabından kısa bir pasajla cevap vermek istiyorum. Carr; “Tarih nedir sorusuna ilk cevabım, Tarihin, tarihçi ile olaylar arasında devamlı iletişim emayesidir; hal ile mazi arasında bitmeyen diyalogdur.”

   Carr’ın bu tanımından yola çıkarak son günlerde özellikle sosyal medyada sıkça konuşulan Hz. Fatıma (s.a) şehit edildi mi edilmedi mi? konusunu odak nokta yaparak tarih ve tarih yazımı hakkında bilgimiz yettiğince birkaç kelam etme niyetindeyiz.

   Tarih, insan odaklı bir bilimdir. Dolayısıyla insanın geçmişte icraata döktüğü eylemlerin tamamı inceleme ve bu faaliyetleri günümüz insanının zihin süzgecinden geçirerek geleceğe aktarma görevini ifa etmektedir. Amerikalı tarihçi J. Bazun’un ifadesiyle “Bizi yönlendiren düşünce tarzlarından biridir.” yani tarih sadece geçmiş olayları aktarma ve anlama durumu değildir. Bunun yanında daha açık bir ifadeyle “Toplum Mühendisliği” olarak karşımıza çıkmaktadır. Tam da bu noktada karşımıza önemli bir yol ayrımı çıkmaktadır. Ya insanlara olayları en doğru şekilde aktararak sağlıklı bir toplum yapısının oluşmasına katkı sağlayacağız ya da kişisel fikirlerimizi/ bilinçaltımızı tarihi bir olaymış gibi aktarıp toplum içindeki yozlaşmaya destek olacağız(!)

   Tarihin sosyal bir bilim olmasından veya insan temelli yapısından dolayı herkes kendinde söz söyleme hakkı bulmaktadır. Tarih bilimi toplum arasında o denli kör, topla edilmiştir ki insanlar –hangi alanda uzman olursa olsun- kendilerini tarih konuşmak ya da ahkâm kesmek zorunda hissetmektedir. İnsanlar, bilinçaltında yaşattıkları tarihi yazarken/ konuşurken bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde toplumu şekillendirme kaygısı ortaya çıkmaktadır.

   Ülkemizde son zamanlarda popüler tarih dediğimiz dizi tarihçiliği ya da daha kaba tabirle magazin tarihçiliği birçokları için kazanç kapısı şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Farklı iş alanlarında hayatını kazanan kişiler daha fazla ekonomik kazanç elde etme ya da daha fazla popüler olma uğruna gerçek tarihî olayları insanların nefsine kurban etmekten geri durmamaktadır. Tarihin çeşitli alanlarında akıl almaz tahrifler yapılırken fıtrat gereği insanların dikkatini en fazla İslam Tarihinde yapılan tahrifler çekmektedir. Son günlerde söz konusu olan Hz. Fatıma (s.a)’nın şahadeti konusu da bu şekilde gündeme oturmuştur.

   İslam tarihi kaynaklarında konuya ilişkin çok fazla kaynak bulunmaktadır. Bizim amacımız bu tarihi olayı İslamî ilimler açısından ele almak değil tarihsel bakımdan kısaca izah etmektir. Yukarıda tarihin temel amacını açıklamaya çalıştık fakat amacı yerine getirmek sağlam bir altyapı ve vicdan terazisine dayanan adil bir duruş gerektirir. Söz konusu olan olay Müslümanların hassas oldukları bir konu olmakla beraber tarafgirlik duygusunu şahlandıran konulardan birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. İslam tarihi kaynaklarının aksine konuya farklı bir kalıp uydurmak ve bunu bu şekilde pazara sunmak ya salt tarafgirliğin ya da nefse hoş gelen bir popülaritenin sonucudur. Herkesin bir şeyler konuştuğu bu zamanda ‘Bir kelamda ben edeyim’ mantığı sağlıksız ve bölünmüş bit toplumun temeline taş koymaktır.

   Her zaman dile getirdiğimiz konulardan birisi ‘İşi ehline bırakmak’tır. Hele fikri beyan edilen konu “İslam Tarihi” ise bin kez düşünülüp bir kez konuşulmalıdır. Kalemin güçlü olması, söz söyleme sanatında yetenekli olmak ya da edebi ruhun gök âleminde dolaşması olayların aktarılmasında “Gerçeklik” sıfatına zarar vermemeli ya da yok etmemelidir.

   Konuyu daha fazla uzatmayarak Salih Özbaran’ın Tarihçilik Üzerine Bazı Çağdaş Düşünceler” isimli makalesinden kısa bir alıntıyla yazımızı sonlandırıyoruz. Özbaran bu makalesinde şöyle demektedir; “Tarihçilerin boşalttığı meydanı –toplumun isteğini göz önünde tutarak, bir bakıma piyasadaki dalgalanmaya bakarak- amatörlerin doldurmaya çalışması sürpriz değildir, ancak yanıltıcı ve bazı hallerde düzeltilmesi zor olan saptamalara sebep olmaktadır. Bu iki kalıpta kendini gösterebilir: ya çok fanatik duyguların tutsağı olarak maziyi ‘saptırılmış tarih’ şeklinde canlandırmak ya da –özellikle sosyal bilimlerde görüldüğü üzere- olayların kendine has özelliklerini tamamen bir yana atıp zorlamalarla adeta belli klişeler içinde dökmek.”

Serdar Gündoğdu

TR.JAMNEWS

 

Anahtar Kelimeler
YORUMLAR

Name:
Email:
Comments:
YORUM GÖNDER
İSİM:
E-posta:
YORUMLAR:
GÖNDER
چاپارک
"Jam News" için tüm hakları saklıdır