SON HABERLER
 
 
kod: 285414
نظرات: 31 بازدید
Tarih: 10 Ekim 2017 Salı
Prof. Dr. M.Seyfettin Erol
İdlib Operasyonu ya da “Game Over” (Oyun Bitti)!
İdlib Operasyonu” başladı. Siz isterseniz bunu Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) karşıtı blokun stratejik bir hamlesi olarak da değerlendirebilirsiniz.
0 0 View 0 نظر
[+] metin Boyutu [-]

Zira şu an devam eden süreç, 27 Haziran 2016’da üzerinde mutabakata varılan ve Moskova- Astana zirveleri ile kurumsallaşma süreci hızlı bir şekilde devam eden güvenlik eksenli yeni yapılanmanın bir kararlılık göstergesi olarak karşımıza çıkıyor.

Bir diğer ifadeyle “İdlib Operasyonu”; Türkiye-Rusya- İran üçlüsünün Astana zirvelerinde adım adım gerçekleştirdikleri önce “üçlü mekanizma”, sonrasında da “üçlü garantörlük” sisteminin bir sonucu.

Hatırlanacağı üzere bu üçlü, Kazakistan’ın başkenti Astana’da Suriye ile ilgili yaptığı görüşmelerde önce, Dera ve Kuneytra, Rastan ve Talbise ile Doğu Guta’da; sonrasında ise bu yılın Eylül ayında gerçekleşen görüşmede İdlib bölgesinde oluşturulacak olan dördüncü çatışmasızlık bölgesini koruma konusunda anlaşmışlardı.

Anlaşmadan hemen sonra Türk Dışişleri Bakanlığı konuyla ilgili bir açıklama yapmış ve “Astana toplantılarının üç garantör ülkesi arasında sağlanan mutabakat uyarınca, söz konusu üç ülkeden gözlemciler, çatışmasızlık bölgesinin sınırlarını teşkil eden güvenlikli bölgelerde oluşturulacak kontrol ve gözlem noktalarında konuşlandırılacaktır.” demişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da, uluslararası bir haber ajansının kendisiyle gerçekleştirdiği bir röportajda aynen şu ifadeyi kullanmıştı: “Çatışmasızlık bölgeleri anlaşması umut vaat eden bir fikirdi. Rusya İdlib’in dışında, Türkiye de İdlib’in içinde güvenliği koruyacak.” Burada, Türkiye ve Rusya arasındaki işbölümü eminim sizlerin de dikkatinden kaçmamıştır.

Budama Stratejisi!

Öncelikli olarak Batı’nın oyununu bozmayı, sonrasında ise bölgeden püskürtmeyi hedefleyen bu yeni stratejide “Derin Dünya Devleti”nin bölgedeki ellerinin, kollarının kesilmeye başlandığını söyleyebiliriz. Hemen sonrasında sıranın kafaya geleceğinden kimsenin en ufak bir şüphesi olmasın.

Bununla ilgili ilk ortak çıkış Türkiye-Rusya ikilisi arasında 24 Ağustos’ta Cerablus’ta icra edilmiş ve Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), Amerikan etkisinden/varlığından arındırılmış Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ile birlikte El-Bab’a kadar inmiş, bölgede DAEŞ/IŞİD vb. terör yapılanmalarını imha etmişti. Bu operasyonda Türkiye-Rusya arasındaki etkin-caydırıcı işbirliği sonucunda ABD sadece bakmakla yetinmişti.

Bu operasyonun ardından ABD sıranın PYD/YPG/SDG/PKK terör örgütüne geldiğini anlayınca hemen sahaya inme kararı almış ve Kuzey Suriye’de başlatılan yeni savaş türündeki (hibrid savaş) yerini almıştı. Bu kapsamda İdlib’de yürütülen operasyonun hedefi her ne kadar Heyet’ül Tahrir-i Şam (HTŞ) olarak gösterilse de, asıl hedefin burada da ABD olduğu ortada. Zira, HTŞ’nin ucu El Kaide üzerinden yine bu ülkeye çıkıyor. Dolayısıyla ABD’nin BOP’ta bir taşeron örgütü daha imha ediliyor.

İdlib sonrası sıranın PYD/YPG/SDG/PKK terör örgütüne geleceğini ise sağır sultan bile biliyor. Bu operasyonun adı ise “Afrin”. Muhtemelen kıyamet de burada kopacak. Çünkü ABD’nin “İkinci İsrail” ya da “BOP Kürdistan”ının Suriye ayağı büyük bir darbe almış olacak.

O yüzden İdlib Operasyonu fazlasıyla kritik bir öneme sahip; hem İdlib’in stratejik konumundan hem de “Astana Güçleri” ile “BOP Güçleri” arasında devam eden mücadelenin geleceği açısından. Burada kaybeden, oyunda büyük bir darbe almış olacak. Yani tam bir kırılma noktası...

Niçin İdlib?

Türkiye açısından güneyindeki terör koridorunun kalpgâhı desek, sizce yeterli olur mu? Bu kalpgâh konum elbette sadece Türkiye açısından geçerli değil. Zira İdlib, Suriye çapında terör örgütlerinin ortak yönetimindeki bir kale. İdlib’in kuzeydoğusunda Halep, batısında ve güneyinde ise Lazkiye ve Hama yer alıyor. Lazkiye’ye yönelik saldırılar, Suriye rejim güçlerinin kontrolü dışındaki bu eyalet üzerinden gerçekleştiriliyor. Önemli bir sınır kapısı. Dolayısıyla lojistik desteğin kesilmesi açısından oldukça önemli.

Bu arada İdlib, PYD/YPG/SDG/PKK terör örgütünün kontrolündeki Afrin ile de sınır. Bu kapsamda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şu ifadesi oldukça dikkat çekici: “Fırat Kalkanı Harekâtı’yla kendimize bölgemizde açtığımız alanı şimdi İdlib’in güvenliğini sağlamaya yönelik yeni bir adımla daha ileriye taşımanın gayreti içindeyiz. İşte bugün örneğin İdlib’de ciddi bir harekât var ve bu devam edecek.” Bilmem anlatabildim mi?

Yeni Bir Döneme Doğru...

“Astana Üçlüsü” adım adım ilerliyor. ABD şu ana kadar doğrudan bir cevabı göze alabilmiş değil. Bilakis süreci yavaşlatmaya ve sulandırmaya yönelik yeni bir strateji izlemeye başlamış durumda. Barzani’yi satmasının nedeni de bu. Nitekim bunun sonucunda Barzani, Bağdat ile uzlaşma peşinde...

Demek ki neymiş, “güç, oyunu bozarmış” ve “birlikten kuvvet doğarmış”. İşte biz bu kuvvetin adına “Astana Birliği” diyoruz. Ve bu yeni ittifak oluşumuna giden süreçte Türkiye-Rusya arasındaki ikili ilişkiler kadar, Türkiye-İran arasında da ikili bir işbirliğinin güvenlik eksenli olarak ivme kazandığına ve bir çekim merkezi haline dönüştüğüne hep birlikte şahit oluyoruz.

milligazete

Anahtar Kelimeler
İLGİLİ HABERLER
YORUMLAR

Name:
Email:
Comments:
YORUM GÖNDER
İSİM:
E-posta:
YORUMLAR:
GÖNDER
چاپارک
"Jam News" için tüm hakları saklıdır