kod: 285844
نظرات: 44 بازدید
Tarih: 16 Kasım 2017 Persembe
Mustafa Önsel
İthal etmediğimiz ne kaldı
Birkaç gün önce alışveriş yapmak için mahallemizin kasabına gittim. Baba ve iki oğul birlikte çalışıyorlar...
0 0 View 0 نظر
[+] metin Boyutu [-]

Birkaç gün önce alışveriş yapmak için mahallemizin kasabına gittim. Baba ve iki oğul birlikte çalışıyorlar.

Baba olmayınca “Hacı abi nerelerde, nasıl?” dedim, “Babam hiç iyi değil, çok üzgün ve öfkeli” dediler. “Neden?” diye soracak oldum ki cevapları çok uzun oldu;

“Sırbistan’dan 5 bin ton et alma işi çok öfkelendirdi onu. Tabi bizi ve tüm kasapları da. Bu nasıl iştir? Türkiye’de neden doğru dürüst bir hayvancılık politikası yok? Her geçen gün dışarıya muhtaç oluyoruz. Her geçen gün hayvancılık geriye gidiyor.

Bu bir tarafa, geçmişte hiç olmazsa canlı hayvan getirtiyordunuz. Şimdi bundan da vazgeçip Sırbistan’dan kesilmiş et ithal ediyorsunuz. Bu et tamamen kuşbaşılık ve kıymalık. Öncesinde hazır kıyma yasaktı, şimdi ne oldu? Kıymalık et, hayvanın nerelerinden alındı acaba? İçine başka ne karıştırılıyor biliyor muyuz?

Etin kırıntı yerleri dediğimiz karın boşluğu, gerdan altı yerlerden olup olmadığını kim kontrol ediyor? Ya başka şeyler de karıştırılıyorsa… Parça etin kontrolü kolay değil!

Bir başka husus da bu şekilde işlenmiş, ufalanmış et çok çabuk bakteri üretir. Ayrıca kesilen hayvanların eti neden sadece kıyma ve kuşbaşı? Bunun bonfile, biftek ve sırt kısmının eti nerede? Yahu ağabey bu olacak iş mi? Ne oldu ülkemizde mera mı bitti, yaylak mı bitti?”

BUNLARI DA DIŞARIDAN ALIRSAK KİMSE ŞAŞIRMASIN

Bu konun uzmanı onlardı. Soluksuz dinledim. Daha pek çok ayrıntı anlattılar. Öyle dertliydiler ki! Bir onlar mı dertliydi?

Karadeniz köylüsü para etmeyen fındığın ağaçlarını kesmeye başladı. Ki dünya fındık üretiminin yüzde 75’i Doğu Karadeniz’dedir…

Ha keza Malatya’da üretici, kayısı ağaçlarını kesmektedir. Çünkü zarar etmektedir. Yakında bu ürünleri bile dışarıdan almaya başlarsak kimse şaşırmasın…

***

Halbuki Türkiye, toprak, su kaynakları ve iklim şartları nedeniyle tarım potansiyeli çok yüksek bir bölge. Türkiye’de tarımsal önemi çok büyük 184 tane büyük ova var. Ama giderek buralar tarımsal alana kapatılıyor, yerleşim yeri haline getirilerek betonlaştırılıyor. Sadece Bursa ovasına bakarsanız ne demek istediğimi anlarsınız…

Son 25 yılda 4 milyon hektarlık tarım alanının yok olduğunu söylüyor uzmanlar. Örneğin 2004’te 93 milyon dönüm olan buğday ekim alanı 2014’te 77 milyon dönüme geriledi. Bir zamanlar buğday ambarı olan ülkemiz artık buğday ithal eder oldu.

Vahim ötesi yanlış tarım ve hayvancılık politikalarıyla, ihraç etmemiz gereken ürünleri ithal etmeye başladık. Bugün, ülkemizdeki tohum pazarının yüzde 70’i yabancı firmaların elindedir.

Çok uzatmamak için nereden ne alıyoruz kısaca bahsedelim de bilmeyenler hayretler içinde kalsın…

Rusya, Almanya, Fransa, Ukrayna’dan - Buğday

İngiltere ve Hırvatistan’dan                     - Arpa

Gürcistan ve Bulgaristan’dan                  - Saman

ABD, Yunanistan, Türkmenistan ve Hindistan’dan - Pamuk

ABD, Vietnam, İtalya ve Tayland’dan                        -  Pirinç

Etiyopya, Bangladeş, Mısır, Kırgızistan ve Çin’den - Kuru Fasulye

ABD, Kanada ve Ukrayna’dan                                    - Bezelye

Meksika ve Kanada’dan                                              - Nohut ve Yeşil Mercimek

İran ve Kanada’dan                                                      - Kuru Soğan

Kostarika ve Kanada’dan                                            - Kavun

İran’dan                                                                         - Karpuz

Şili’den                                                                           - Elma

Çin’den                                                                          - Sarımsak

Avustralya’dan                                                             - Havuç

Kanada ve Mısır’dan                                                   - Marul

İspanya’dan                                                                  - Yaprak Kereviz

Sri Lanka                                                                        - Siyah Çay

Ekvator’dan                                                                  - Muz

Kanada’dan                                                                   -Üzüm, Armut, Ayva, Erik, Nar, Şeftali, Lahana, Dolmalık Biber, Turp, Patlıcan

Sadece bu kadar değil tabi. Hepsini saymaya kalkarsak sayfalar yetmez. Şu kadarını belirteyim ki toplam 126 ülkeden 133 çeşit meyve ve sebze ithal ediyoruz.

2007-2011 yılları arasında meyve ve sebzeye verdiğimiz para 4,5 milyar dolardır.

Yıllar önce dünyada kendi kendine yeten yedi ülkeden biriyken, şimdi kendi kendine yetmeyen birçok ülkeden meyve ve sebze alıyoruz ya, insana dokunuyor gerçekten…

Yukarıdaki tablonun tamamı iç acıtsa da birkaç kalem daha fazla iç acıtıyor. Bunlardan biri kavun. Düşünün Kırkağaç Kavunu gibi marka olmuş kavununuz varken Kostarika’dan, Kanada’dan kavun ithal etmek ne oluyor?

Ya saman?

Dikkat ederseniz tarım ürünü aldığımız ülkelerin azımsanmayacak kadar olanı aynı zamanda sanayileşmede dünyanın en önde gelen ülkeleri. ABD, Çin, Almanya gibi…

Demek ki hem sanayide hem de tarımda ileri seviyedeler…

Ya biz?

Ne sanayi alanında, ne tarım alanında kendimizi yok yazdırıyoruz!

Hem de böylesi her şeye müsait bir coğrafyada yaşamamıza rağmen.

***

Bu ülke, 1930 yılında yani Cumhuriyet’in ilk yıllarında Kayseri’de savaş uçakları üretecek kadar büyük sanayi atılımı yapmıştı. Pilotlarımız ta 1965 yılına kadar Kayseri uçak fabrikası yapımı “Uğur” uçaklarıyla uçtular…

O yıllarda Danimarka’ya uçak ihraç ettik…

Masal gibi geliyor insana değil mi? Hele de birkaç yıldır fellik fellik yerli otomobil üretecek “Babayiğit” aranırken…

Ama söz konusu uçak fabrikası DP iktidarı zamanında, 1951’de kapatıldı. Bu kapanmaya giden yol, 1947 yılında CHP iktidarı döneminde ABD tarafından verilen Marshall yardımının sonucudur. Türkiye’ye “Siz bırakın bu sanayileşmeyi filan, Siz tarım ülkesisiniz” diyerek sanayi yatırımlarına devletin destek vermesine engel olmuşlardır.

Gelinen nokta da, sanayi ürünlerinin çok büyük kısmını ithal ediyoruz. Uçak, otomobil vb.

Peki, tarım ülkesi olabildik mi? Yukarıdaki tabloya bakıldığında vahamet ortada.

Emperyalistler, önce bizi ikna ederek sanayileşmemizin önüne geçtiler. Günümüzde de hükümetlere yaptıkları açık veya kapalı tehdit ve şantajlarla tarım ve hayvancılık bitirilme noktasına getirilmiştir.

Uçak ihraç eden ve sanayileşme yolunda hızla ilerleyen bir ülkeden, yaklaşık 60 yıl sonra samanı bile ithal eden ülke haline geldik.

Ne diyelim, ne edelim?

Ama bu ülkede; 80 yıl önce fakru zaruret içinde bile hem sanayide, hem de tarım ve hayvancılıkta atılım sağlatan yüce insan Mustafa Kemal Atatürk’ün aziz hatırasına, akıl fukaraları veya ihanet odaklarınca beslenen hain kafalarca arsızca saldırılmaktadır.

Ona saldıranlar kaybedecekler… Çünkü Mustafa Kemal bu topraklarda hiç yenilmedi, yine yenilmeyecek…

Yazımı mahallemizin kasabıyla yaptığım söyleşinin devamını da yazarak bitireyim.

Alışverişimi yapıp dükkândan çıkarken şaka ile karışık, “Ama Sırp kasaplara besmele öğretmişler, besmelesiz kesmiyorlarmış hayvanları” dedim gülerek…

Kardeşler bir kez daha köpürdüler: “Ağabey, hep mi kanacağız. Şunla kandırıyorlar, bunla kandırıyorlar. Şimdi de besmeleyle mi kandıracaklar. Yok böyle bir dünya abi!”

odatv

Anahtar Kelimeler
İLGİLİ HABERLER
YORUMLAR

Name:
Email:
Comments:
YORUM GÖNDER
İSİM:
E-posta:
YORUMLAR:
GÖNDER
چاپارک
"Jam News" için tüm hakları saklıdır