kod: 285865
نظرات: 37 بازدید
Tarih: 18 Kasım 2017 Cumartesi
Ahmet Müfit
Sır gibi saklanan 15 madde
Önce Cumhurbaşkanı kentlerin yaşanamaz hale getirildiğini, hatalar yapıldığını söyledi.
0 0 View 0 نظر
[+] metin Boyutu [-]

Nerden çıktı şimdi bu diye düşünürken, Çevre ve Şehircilik Bakanı, yeni bir kentsel dönüşüm düzenlemesinin “müjdesini” verdi. Gerekçe, daha önceki kentsel dönüşüm uygulamalarının gerekçesi ile, yani deprem toplanma alanlarını, dere yataklarını, deprem açısından en riskli bölgeleri dahi imara açarken söyledikleri gerekçe ile aynı: İstanbul’da olması beklenen depremin zararlarını azaltmak ve kırdan kente yaşanan yoğun göçün neden olduğu konut ihtiyacını karşılamak. Anlayacağınız, amaç yine çok ulvi, vatandaşı olası depremin olası zararlarından korumak, kente gelen kişilerin sağlıklı binalarda yaşamalarını sağlamak, kentleri daha yaşanabilir hale getirmek.  

O YASAL DÜZENLEME NEDEN SAKLANIYOR

Çevre ve Şehircilik Bakanı Özhaseki’nin son günlerde yaptığı açıklamalardan anlaşıldığı kadarıyla, tam da bu yüzden, tapu hakkını fiilen ortadan kaldıran mevcut yasal düzenlemeleri dahi yeterli görmeyerek, 15 maddelik olduğunu belirttikleri yeni bir düzenleme hazırlamışlar. Bakanın ifadesinden anlaşıldığı kadarıyla, bu konuda normal bir yasama sürecini beklemeye dahi tahammülleri yok. Bakan Özhaseki, bu yüzden tasarladıkları ama her nedense toplumla, bırakın toplumu, akdemiyle, meslek örgütleriyle dahi paylaşmadıkları değişikliklerin, Kanun Hükmünde Kararname ile kamuoyunda ve mecliste tartışılarak vakit kaybedilmeden yasalaştırılması gerektiği görüşünde.

Kentsel dönüşümün her derde dava olarak topluma sunulduğu günlerde olduğu gibi, bu günde depreme dayanıksız olduğu belirtilen yapılarla, konutlarla ilgili sayılar veriliyor. 100 binlerce binanın çürük olduğu ve yenilenmesi gerektiği söyleniyor ama bu sayıların hangi bilimsel teknik araştırmanın sonucu olduğu konusunda net bir bilgi kamuoyuyla paylaşılmıyor. Benzer şekilde, en geç 2030’da en az 7 büyüklüğünde bir depremin olacağını söyleniyor ama böylesi önemli bir konuda da, “hocalar diyor ki”nin ötesinde bir dayanak gösterilmiyor, bu sonuca hangi verilerle ulaşıldığı kamuoyuyla paylaşılmıyor.

Neyse, “koskoca yetkililer yanlış bilgi verecek değil ya” diyerek, söz konusu bilgilerin doğru olduğunu, getirilecek düzenlemenin de önemli olduğunu kabul ederek devam edelim.

Öncelikle mevcut dönüşüm uygulamalarındaki yanlışların, son 15 yılda, her türlü yatırım İstanbul’a yönlendirilerek, İstanbul’un niçin bu kadar büyütüldüğünün hesabının verilmesi, sorumlulardan hesap sorulması gerekiyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2002 yılında iktidara geldiklerinde 12,5 milyon olan İstanbul’un nüfusu, 2016 yılı sonunda yani kendi dönemlerinde 14,8 milyonu aşmış. Marmara depreminden etkilenmesi söz konusu olabilecek diğer illerden Kocaeli ha keza, 2002’de 1.259.932 olan nüfus, 2016 yılı sonunda 1.830.772’ye ulaşmış. Yalova’da da durum farklı değil; aynı dönemde 155 bin olan nüfus 241 bine ulaşmış durumda.

Neyse, olan olmuş diyerek Çevre ve Şehircilik Bakanı Özhaseki’nin mecliste söylediği gibi, geçmişi bir yana bıraktığımızda da sorular bitmiyor. Yanıtlanması gereken en önemli soru; mülkiyet hakkını fiilen ortadan kaldıran, vatandaşın itiraz hakkını büyük ölçüde elinden alan mevcut yasal düzenlemelerle neyin yapılamadığı, niçin yeni düzenlemelere ihtiyaç duyulduğu. Tabii ki bunun için öncelikle, mevcut yasadaki eksikliklerin neler olduğunu, bunlara çözüm getirmek için hazırlandığı söylenen tasarının içeriğini kamuoyuyla paylaşmaları, yapılması düşünülen düzenlemelerle hangi yanlışların ne şekilde düzeltileceğini net olarak ifade etmeleri gerekiyor.

VATANDAŞIN ÖNÜNDE İKİ SEÇENEK VAR

Diğer bir konu, yeni yapılan konutların depreme dayanıklı olduğunun tartışmasız kabul ediliyor olması. Bilimsel bir veriyle kanıtlanmamış bu kabulün doğru olduğu kanısında olmadığımı özellikle ifade etmeliyim. Yapı denetimin özelleştirildiği, denetim şirketlerinin ücretlerinin, yasada tersi ifade edilse de, fiilen yapıyı yapan müteahhit şirketlerce ödendiği ve bunun herkesçe bilindiği ve bilinmiyormuş gibi davranıldığı bir ortamda, yapılmış her hangi bir bilimsel araştırma söz konusu değilken, yapıların hakkıyla denetlendiğini varsaymanın, tıpkı İş Sağlığı ve Güvenliği denetiminin özelleştirilmesi uygulamasında olduğu gibi, kendi kendimizi kandırmaktan öte bir anlam taşımadığını düşünüyorum.

Aklıma takılan son ve bence en önemli soru; bu inşaatların kimin parasıyla yapılacağı, iç tasarrufların dibe vurduğu, artan enflasyon ve düşük tutulan ücretler nedeniyle tasarruf yapmanın neredeyse olanaksız hale geldiği, borca ulaşmanın iyiden iyiye zorlaştığı ve maliyetinin arttığı günümüzde bu paranın nereden bulunacağı.

Çevre ve Şehircilik Bakanı’na göre, bakanlık tasarrufundaki 21 tesis satılarak elde edilecek 2 milyar TL dönüşüm amacıyla kullanılacak. Bakanlık birim fiyatlarına göre, 1 metrekare konut inşaatı maliyetinin 800 TL’nin üzerinde olduğu bir ortamda, Bakan Özhaseki’nin telaffuz ettiği kapsamda bir dönüşümün bu parayla gerçekleştirilemeyeceği açık.

Çevre ve Şehircilik Bakanı’nın konuşmasında yukarıdaki kaynağın dışında başkaca bir kaynak işaret edilmiyor. 15 maddelik tasarıda bu konuda yapılmış özel bir düzenleme var mı bilmiyoruz. Kamuoyuyla paylaşıldığı kadarıyla, dönüşüm yapılacak alanlarda, yoğunluk artışı yapılarak, bir çeşit kat karşılığı yöntemiyle maliyetin müteahhit tarafından karşılanmasının da uygun görülmeyeceğinin belirtilmiş olması, maliyetin bizzat dönüşüm yapılacak alanlarda yaşayan kişilerce karşılanması dışında bir olasılığı, görüldüğü kadarıyla olanaksız hale getiriyor.  

Bu durumda vatandaşın önünde yalnızca iki seçenek bulunduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Ya ciddi bir borç yükünün altına girmeyi göze alarak, Bakan Özhaseki’nin dikkat çektiği yaşamsal tehlikelerden kurtulacak ya da “Temel prensiplerimizden birincisi yerinde dönüşüm. Vatandaşı alıp bir yerden bir yere götüremezsiniz. Daha önce bunun kötü uygulamalarını hep gördük. Günahtır, yazıktır. Adamı tarihinden, kültüründen, ne bileyim, oradaki hatıralarından, her şeyinden koparıyorsunuz” söyleminin aksine bu alanları terk ederek daha güvenli alanlarda yeni barınma imkanı arayacaklar.

Söz konusu 15 maddelik tasarıdan, bu iki olasılık dışında vatandaşı rahatlatacak bir başka seçenek çıkar mı? Bekleyip göreceğiz.

odatv

Anahtar Kelimeler
İLGİLİ HABERLER
YORUMLAR

Name:
Email:
Comments:
YORUM GÖNDER
İSİM:
E-posta:
YORUMLAR:
GÖNDER
چاپارک
"Jam News" için tüm hakları saklıdır