kod: 286474
نظرات: 45 بازدید
Tarih: 7 Ocak 2018 Pazar
Fehmi Koru
Gazeteci Cumhurbaşkanı Erdoğan’a kritik soruyu sormuş işte…
Eskiden böyle bir olay yaşandığında ‘‘Yazımın henüz mürekkebi kurumadan’’ diye klişe bir kalıp imdadımıza yetişirdi
0 0 View 0 نظر
[+] metin Boyutu [-]

Eskiden böyle bir olay yaşandığında ‘‘Yazımın henüz mürekkebi kurumadan’’ diye klişe bir kalıp imdadımıza yetişirdi, ancak bugün demode oldu o kalıp; çünkü, yazılarımızın okura ulaşması için araya mürekkebin girmesi gerekmiyor. Hiç değilse benim yazılar için gerekmiyor.

Ancak işte öyle bir olay yaşadık: Dünkü ‘‘Gazeteci dediğin ne yapar eder sorusunu sorar’’ başlığıyla işlediğim yazım yine dün doğrulandı: Fransa ziyareti dönüşü yanında götürdüğü gazeteciler, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a, sorulması gereken hemen her soruyu yöneltmişler…

İşte o soru

- Reklam -

Bugün Hürriyet’te ‘‘Fransa dönüşü sert mesajlar: Vurduk mu oturturuz’’ başlığıyla sunulan haber beni bu yönden de sevindirdi.

İsterseniz o başlığa yol açan bölümü gazeteden birlikte okuyalım.

Önce gazeteci sorusu:

‘‘İsrail’e tehdit oluşturacak ülkeler zayıflatılıyor yorumları var. Şimdi İran’da olaylar var ve şöyle yorumlar geliyor; ‘Suriye, Irak ve İran’dan sonra hedef Türkiye olabilir mi?’ Siz de PKK’nın Suriye’ye yerleştiğini söylemiştiniz. Böyle bir risk görüyor musunuz?’’

Şimdi de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın cevabı:

‘‘Yorumlara, varsayımlara değil, biz kendi hedefimizin ne olduğuna odaklanmalıyız. Kendinizi zayıf görüyorsanız zaten bittiniz demektir. Ben Türkiye’yi asla zayıf olarak görmüyorum. Biz vurduk mu oturturuz. Ne PKK bir şey yapabilir, ne YPG. Hadi güçleri yetiyorsa, terör koridoru meselesinde yürüsünler. Biz bu noktalarda evvel Allah’a inanıyoruz, inandığımız için de üstünüz.’’

Sevindirik olmamın en önemli sebebi, neredeyse kelimesi kelimesine aynı soruyu, daha önce benim de katıldığım platformlarda hiç çekinmeden devletin üst düzeyine sormuş olmam.

En sonuncu fırsatı, Türkiye ‘Cenevre 2’ diye anılan Suriye görüşmelerine hazırlanırken (Ocak 2014) gazetecilerle buluşan dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu ile yakalamıştım. ‘Sonu getirecek hamle’ gözüyle bakıyordu Davutoğlu zirveye ve bizim oraya Suriye’yi temsil için götüreceğimiz yeni muhalif gruba ülke yönetiminin teslim edileceğine de inanıyordu.

‘Cenevre 2’ ancak çok sonra toplanabildi (2016), bizim muhaliflere rağbet edilmedi.

Bazılarınıza soru ‘komplocu’ gelebilir; o tür bir düşünce bundan 20 ya da 10 yıl önce sorulsaydı sorana ‘komplocu’ denilebilirdi de. Bugün ise o soruda bir büyük gerçek yatıyor: 20 yıl öncesine kadar, İsrail’in ‘‘Etrafım varlığımı sona erdirmeyi strateji olarak benimsemiş düşman ülkelerle çevrili’’ iddiasının geçerli olabileceği bir durum vardı; ama bugünkü durum çok farklı: Irak, Libya, Yemen ve Suriye gibi vaktiyle İsrail ile çıkan savaşların ön saflarında yer almış ülkeler bugün çözülmüş ve tehdit teşkil edemez hale gelmiş durumdalar.

Mısır ve Ürdün var, ama onlar zaten savaşmamak üzere vaktiyle İsrail ile anlaşmış ülkeler…

Halen ‘tehdit’ teşkil eden tek devlet kaldı: İran…

Trump’ın programı deşifre oldu

Tarih, 3 Ocak 2017; bundan tam bir yıl önce.

Donald Trump başkanlık seçimini kazanmış, birlikte çalışacağı kadrosunu oluşturup aynı ayın sonuna doğru (20 Ocak) Beyaz Saray’a taşınma hazırlığında. New York’ta. Kadrosundan bir grup, Greenwich Village’da, bir sofra başında buluşmuş durumdalar. Onları buluşturan Fox-Haber’in ultra-sağcı başkanı Roger Ailes. Sofrada esas beklenen Steve Bannon bir türlü Trump’ın yanından ayrılamadığı için geceye saatler sonra katılabiliyor.
Ailes, yeni yönetimin doğru dürüst politik bir programı olmadığı eleştirisi yapınca, biraz önce yanından geldiği Trump’ın düşüncelerini aktarmak Bannon’a düşüyor.

‘‘Öyle mi sanıyorsunuz? Elbette bir programı var; onun programı şu: Daha ilk gün ABD büyükelçiliğini Kudüs’e taşıyoruz. Netanyahu da Sheldon Adelson (Netanyahu’nun arkasındaki güçlü Amerikalı kumarhaneler kralı) da işin içinde. Ne yaptığımızı biliyoruz. Bırakalım Ürdün Batı Şeria’yı, Mısır da Gazze’yi topraklarına katsınlar. Bırakalım sorunla onlar uğraşsınlar veya bunu yapmaya çalışırken batsınlar. Suudlular nihai noktadalar; Mısırlılar da öyle, hepsi de İran’dan (o ‘Persia’ diye söz ediyor İran’dan) ölümüne korkuyor… Yemen, Sina, Libya… Bu kötü bir şey. İşte bu yüzden Rusya anahtar… Rusya kötü mü? Ruslar kötü olmasına kötü, ama dünya zaten kötülerle dolu.’’

Bu satırları Michael Wolff’un yeni çıkan ve çıkar çıkmaz ABD’yi sarsan ‘Fire and Fury’ adlı kitabının ilk bölümünden aktarıyorum.

Wolff, belli ki, o sofradan canlı yayın yapıyor.

Bannon’un ağzından özeti verilen ‘Trump’ın Ortadoğu Programı’ bugün yürürlükte; o programdan sizler ne çıkarıyorsunuz elbette bilemem, ancak ben uçakta Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sorulan soruya haklılık payı çıkarıyorum.

Trump’lı dünya dengeleri, Obama döneminde olduğundan da ileri bir biçimde, İsrail’in kendisine karşı ‘tehdit’ teşkil ettiğine inandığı ülkelerin güçlerinin bütünüyle kırılması üzerine oturuyor. ‘İran korkusu’na kadar…

Cumhurbaşkanı bu tür bir değerlendirmeyi galiba ilk kez o soru sayesinde gündemine almış oldu.

Eminim üzerinde ciddiyetle durup değerlendirecektir.

ΩΩΩΩ

fehmikoru

Anahtar Kelimeler
YORUMLAR

Name:
Email:
Comments:
YORUM GÖNDER
İSİM:
E-posta:
YORUMLAR:
GÖNDER
چاپارک
"Jam News" için tüm hakları saklıdır