kod: 286485
نظرات: 43 بازدید
Tarih: 7 Ocak 2018 Pazar
Ahmet TAKAN
Macron, "Kardeşim" olmayı reddetti!..
Maksadım; "Ben yazdım da bak aynen oldu" değil. Gazetecilik mesleğinin doğal gereklerini yerine getiriyoruz.
0 0 View 0 نظر
[+] metin Boyutu [-]

Yine bir Pazar yazısıydı... 3 Aralık 2017'de "Kabine Revizyonunun Eli Kulağında" başlığı ile Meclis'teki bütçe görüşmelerinin ardından geniş çaplı bir kabine revizyonunun gündeme gireceğini detayları ile YENİÇAĞ okurlarına aktarmıştık. Bu hafta başından itibaren siyasetin ana gündem maddelerinden biri oldu. Kabine revizyonu yüksek sesle tartışılmaya başlandı. Maksadım; "Ben yazdım da bak aynen oldu" değil. Gazetecilik mesleğinin doğal gereklerini yerine getiriyoruz. Yine bir Pazar yazısında yine aynı konuya gireceğimden dolayı bu zorunlu girişi yapmak durumunda kaldım.

AKP Genel Başkanı R, Erdoğan "kabine revizyonu yok", Başbakan Binali Yıldırım da "ağanın lafının üstüne laf söylemem" dese de iktidar kanadında konunun saraydaki çalışma masasının baş köşesinde olduğu biliniyor ve açıktan kulislerde  söyleniyor. Tek adam rejiminin bilumum korkulardan dolayı kimse kameraların karşısına çıktığında bildiği ve iştirak ettiği çalışmalar hakkında bile doğruları konuşamıyor. Herkesin kendisine göre bir çekincesi var!..

Devlet işleyişinde 16 Nisan referandumunun sonuçlarını somut olarak yaşıyoruz. KHK'larla yönetilen ülkede tek adam rejimi. Libya'dan, Mısır'dan, Suriye'den daha mı beter olduk? Tabloya bakarak varın ona da siz karar verin. Hazır "Libya" demişken -kabine revizyonu ile ilgili son sıcak kulislere geçmeden önce- R. Erdoğan'ın Fransa'ya gerçekleştirdiği asabiyet kat sayısı çok yüksek gezi hakkında ilginç (!) notlar paylaşacağım;

Erdoğan daha Paris'e gitmeden önce, Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un, Türkiye'de fikir özgürlüğü ve insan hakları uygulamalarını eleştiren sert mesajları kamuoyuna yansımıştı. Bu durum diplomatik temayüllere ve nezakete uymayan alışılmamış bir durumdu.Ancak, yaptığım küçük çapta  bir araştırmada bu tavrın arkasında diplomatik bir krizin yattığı bilgisine ulaştım. Saray kaynaklarından edindiğim bilgiye göre, her zaman olduğu gibi Erdoğan'ın bu dış gezisinde de Dışişleri Bakanlığı diplomatları yine devre dışı bırakılmış. Erdoğan, Fransa'ya yapacağı ziyareti Paris ile  diplomasi kanallarından görüşme yapılmadan. Macron'dan kesin teyit alınmadan duyurmuş. Macron, Erdoğan'ın Paris'e geleceğini duyunca, diplomatik kanallardan bu durumdan duyduğu rahatsızlığı iletmiş. Saray kaynaklarının ifadesiyle Macron'un sitemi, "beni bu şekilde kullanmanızdan rahatsızım" mealindeymiş. Anlayacağınız, Erdoğan'ın Paris ziyareti biraz (!) metazori gerçekleşmiş. Şimdi diyeceksiniz ki; "sen böyle yazıyorsun da..  Erdoğan Paris'e gitti, milyarlarca avroluk füze,uçak alımı anlaşmaları yapıldı. Bir de Erdoğan, Macron'a AB konusunda sert fırçalar attı." Ulaştığım bilgilerin çapraz sorgulamasını yaptığım diplomatik kaynaklar, bu duruma da şöyle izah getirdiler:

"Avrupa, Türkiye'yi NATO'da tutmak istiyor. Erdoğan'ın olası çılgınlıklarına karşılık onu idare etmek, Türkiye'yi Avrupa'dan koparmamak için durumu idare etme yoluna gidiyorlar. Bir de Suriyeli mültecilerin, başta Fransa olmak üzere Avrupa kapılarına dayanma korkuları ve riski var..."

***

ADSIZ'ın sıkı takipçileri, Bakanlar Kurulunda birbirleriyle sürekli kavga halinde  ve  hatta küs olan isimleri bilirler. Hatta, saray içi kavgaları da dizi film gibi izlerler. Bir Ankara klasiğinde kabine revizyonu konuşulduğunda ne olur?.. İsimler havalarda uçuşur. Şu anda da kulağıma gelen pek çok isim var. Ancak aralarından üçünü seçip, onlar hakkındaki kulis bilgilerini okurlarımıza ileteceğim:

Kabinenin en kavgalı isimlerinden İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, polislere, "uyuşturucu satıcısının ayağını kırmak polisin görevidir" demişti. İktidar kanadından Soylu'nun bu sözlerini -arası iyi olmadığı bilinen- Binali Yıldırım eleştirdi. Yıldırım, "ister İçişleri Bakanı ister sade bir vatandaş olun, hiç kimse hukukun üstünde değildir. Ceza da olacaksa hukuk içerisinde herkes karşılığını görecektir" diye Soylu'ya ayar verdi. Hem de Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın'ın Süleyman Soylu'ya destek veren açıklamalarının hemen ardından!..

Yazının başında da belirttiğim gibi, kabine revizyonu Erdoğan'ın masasında kararını bekliyor. Soylu'nun geleceği hakkında saray da farklı kanaatler hakim. Bir grup, Soylu'nun koltuğundan olacağını ileri sürerken, bunların karşısındakiler, Başbakanlık koltuğuna oturacağını ve Binali Yıldırım'ın İstanbul Belediye Başkanlığı adaylığına sürüleceği için sahaya inmesi ve çalışmalara başlaması için kenara çekileceğini iddia ediyor. Saray kaynakları kulislerde, OHAL'in kaldırılıp kaldırılmayacağının tartışıldığı bir toplantıda Erdoğan'ın, "OHAL'in kaldırılmasına gerek yok. Ancak ortada çok fazla polis dolaşıyor. Görüyorum. Buna da gerek yok" diyerek rahatsızlığına ilişkin anekdotu paylaşıyor. Bakalım MHP Genel Başkan Yardımcısı Celal Adan'ın  sarayda giriştiği lobicilik faaliyetleri ne sonuç verecek?..

Turpun büyüğünü yine sona sakladım!.. Kulağıma gelen en şok revizyon kulisi de damat Berat Albayrak ile ilgili... Damat beyin Dışişleri Bakanlığı koltuğuna oturacağı, Mevlüt Çavuşoğlu'nun da Başbakan Yardımcılığına kaydırılacağı iddiaları... Hatta, Albayrak'ın yakın çalışma arkadaşlarına, "Dışişleri Bakanlığı için hazırlıklarınıza başlayın" dediği. Saray kaynakları bu bilgiyi doğruladılar fakat, "Bu Berat beyin kendi isteği onu dillendiriyor. Kararı tabii ki reis verecek" dediler!..

Yazının sonu; her şeye çok iyi bakan (!) biri varken, hangi Bakanlıkta kimin oturduğu önemli mi?..

yenicag

Anahtar Kelimeler
YORUMLAR

Name:
Email:
Comments:
YORUM GÖNDER
İSİM:
E-posta:
YORUMLAR:
GÖNDER
چاپارک
"Jam News" için tüm hakları saklıdır