kod: 286519
نظرات: 32 بازدید
Tarih: 10 Ocak 2018 Çarsamba
Ali Haydar Haksal
Büyük İdealden ve Hedeften Kaçış
Bir milletin veya insan tekinin hayatta mutlak surette belli bir amacı var.
0 0 View 0 نظر
[+] metin Boyutu [-]

Yaşama bilinci insana anlam kazandırır. Hayata tutunmak, bunu belli değerler üzerinde yürütmek insanın kendisini de değerli kılar.

Müslümanlar Osmanlı Devleti’nin yıkılışı ile birlikte, eskiden olduğu gibi aşiret ruhuna büründüler. Aşiretten öte bir bölünme ve parçalanma yaşanıyor. Bu, ırkçılık ve ulusalcılık ile başladı. İslâm milleti çok parçalı hâle getirildikten sonra küçük parçalı ve sınırlı olana hapsedildi. Türkiye özelinden baktığımızda aynı ruh ve inanca sahip olan bizler Misak-ı Milli ile zorunlu kılındık. Bu eksende dışımızda kalan kim varsa onlar ile hasım olduk. Bugün Müslümanlar arasında süregelen savaşların, çatışma ve gerilimlerin bir mantığı yok. Var gibi olan nedenlerin tamamı yapay.
Irk konusu üzerinde duruyoruz sürekli. Bu, belli kesimleri rahatsız ve tedirgin ediyor. Irk ya da mezhep duygusu veya başka şeyler o kadar kökleşiyor ki anında tepki veriliyor. İnsanın belleğinde kökleşen putları yıkmak zordur. Maddî olanlar belki yıkılabilir ama onun da etkisi ister istemez uzun süreli olur.

Türkiye özelinde bu kavram tartışma konusu olunca birden Osmanlı Devleti ve dönemi anımsanarak Türklerin İslâm’a olan hizmetleri gündeme getirilir. Elbette İslâm’a insanlığa ve Müslümanlara kim hizmet etmiş ise bu takdir edilir. Bu, Allah’ın bir lütfu ve bağışı. Kudüs’ün fethi Hazreti Ömer zamanında Ubeydullah bin Cerrah komutasındaki Müslümanlara nasip oldu. Bir yüz yıl haçlıların eline geçti. Sonra da Selahaddin Eyyubi’ye nasip oldu. Daha sonra da Osmanlıların yönetimine geçti. Burada üç ayrı kavim var. Arap, Kürt ve Türkler. Endülüs Müslümanları Arap’tı. Diğer bölgelerde yaşayan Müslümanların da hizmetleri bulunuyor. Bunlar ilanihaye övünç kaynağı hâline getirmek de bir putçuluk. İslâm’a hizmet etmek elbette sevinilecek bir durum ama bu Allah’ın da bir lütfu, bağışı.

Geçmişte Osmanlı Devleti’nin hizmetleri elbette önemli. Ancak bugün laik, seküler bir onlarca ırkı ve kültürünü bir arada tutan Osmanlı Devleti ile Türkiye aynı konumda mıdır?

Dinin ve İslâm’ın en önemli unsuru olan cihat ruhunun yokluğu ya da dışlanmışlığı ile övünülebilinir mi? Haramların helal, helallerin haram olduğu bir sistemin yürütücülerinin ırk duygusu geçmiş ile kıyaslanabilir mi? Geçmiş ile övünmek yerine bugün ve yarına bakmak daha önemli. Yalnız başına ırk duygusu bir İslâm milleti için belirleyici olur mu? Hele bugünün bakışıyla.
Osmanlılar Müslümanları temsil ettiklerinden “Türk” kavramı ile anılmaları doğal. Ancak bugün için bu kavramın asla bir karşılığı yok. Kimi Müslüman topluluklar krallıklara ve Batı ruhlu bir despotizme götürülürken Türkiye özelinde doğrudan laik ve seküler bir hayat tercihine yönelindi.
Kendi içimizde bile bir bütünlük sağlanamıyor ki. 1980’den beri yaşananlar ortada.
Irk ısrar ve tutkusu ancak emperyalizm için olumlu bir sonuç doğurur. Müslümanların parçalanmışlıkları ve dağılışları onlar için sevinilecek bir durum.

Geçmişte yaşananları bugüne taşımak bir yarar sağlamaz. Geçmişte yaşanan kavgalar, hesaplaşmalar mezhep gibi ayrışmalardan kaynaklanmıyor. Sapkın mezhepler konumuzun dışındadır. İsmaililer ya da Hasan Sabbah sapkınlıklarını bunun dışında tutuyoruz. Ehl-i kıble olan iman edenleri eksikleri ve kusurları ile bir kenarda tutuyoruz. Bugünün Müslümanları çok mu sahih ve sağlıklı bir hayat yaşıyorlar ki başkalarını olumsuz olarak gösteriyorlar?

Haramların ve günahların meşru yaşandığı bir ortamdaki bu devletin resmi görüşüdür, buradaki bakışla nasıl sağlıklı bir sonuca ulaşılabilir ki?
Küresel kuşatma altında Müslümanlar birbirini yiyor, tüketiyor köklerini kurutuyor biz hâlâ ırk ve mezhep gibi ayrıştırıcı nedenleri merkeze alıyoruz. Bu bir ideoloji hâline geliyor ve tapınılıyor.

milligazete

Anahtar Kelimeler
İLGİLİ HABERLER
YORUMLAR

Name:
Email:
Comments:
YORUM GÖNDER
İSİM:
E-posta:
YORUMLAR:
GÖNDER
چاپارک
"Jam News" için tüm hakları saklıdır